Gelişmeler Işığında Emekçi Kadın Çalışmasına Bakış
Share on Facebook Share on Twitter
 
Diğer yazılar
 

Partinin Sesi / Sayı: 42 / Eylül – Ekim 2003


Demokratik kadın hareketinde son dönemde belirginleşen dinamizm... Kadın kurumlarındaki somut toparlanma pratiği ve devrimci yapılarda kadın çalışmasına karşı uyanan ilgi... Çoğalan kadın platformları... Genişleyen ittifak kuvvetleri ve politik sahnede önemli yer tutan ortak kampanyalar...
Öznel açıdan bakıldığında, komünist kadınların öncülüğündeki demokratik örgütlenmenin yayılışı ve gelişen kurumlaşması... Kadın politikasının emekçi karakterini koruma, güncelleştirme ve ideolojik mücadeleyi etkin politik duruşla besleyerek, demokratik kadın hareketinde, kapsama ve yönlendirme gücü yüksek bir yer edinme... Bununla birlikte, kitlesel demokratik kadın hareketi içerisinde komünist hegemonya sorununun çözümüne yatkın bir hazırlık ve yapılanma...
Belki çoğaltılabilir, ama temel özellikleriyle ele alındığında sırayla yapılan bu saptamaları n her biri, kadın kitle hareketinin ve komünist öncünün hareket içerisindeki yerinin somut ifadeleridir. Toplam olarak bakıldığında, bu tablodan genele ilişkin çıkarılacak sonuç, öznesi ve nesnesi iyice belirginleşen ve bağrında geleceğe dönük gelişme potansiyeli taşıyan bir kadın kitle hareketinin serpilmekte olduğudur. Öznel açıdan ise komünist kadınların öncülüğündeki demokratik kurumlaşma kesintisiz bir yayılma göstermiş, merkezi örgütlenmesini tamamlamış, daha planlı ve sınıf mücadelesiyle doğrudan ilişkiler kurmakta atak bir siyasi duruş göstermiştir. Bütün bunlar, örgütsel ve kısmi siyasal bir travma yaşayan emekçi kadın çalışmasının artık "iyileştiğini" gösterir. Ne var ki, bu iyileşmenin nekahati uzun süren bir iyileşme olduğunu görmeden geçemeyiz. Çünkü genel olarak kaydedilen başarılar, hala bir tatmin duygusu yaratmaktan uzaktır. Kafalardaki "hala bir şeyler eksik" duygusunun ya da bitmeyen gerilimin anlamı çok açık ki nekahati aşamamaktır. Evet, kabul edelim ki, asıl hastalığın aşıldığı koşullarda hissedilebilecek şeylerdir bunlar; ama "daha iyi" olamamanın getirdiği sonuçlardır aynı zamanda. Yani bu tür sıkıntıları atabilmek için daha iyi olmak, daha iyi olabilmek için de hastalığın üstüne ısrarla gitmek gerekir.

Tıkanıklık nerede?

Mevcut durumda çalışmanın kırılma noktası -ya da hastalığın tümden tedavi edileceği nokta- kitlelere gidiş ve sonuç alma sorunlarıdır. Komünist kadın faaliyetinin kitlelere gidişi örgütlemek üzere konumlanan demokratik kadın kurumlaşmasını etkin tarzda değerlendirememesi, kitlelere açılma ve ürün alma (örgütlenme) sorununu doğrudan belirlemektedir. Bu konuda, kurumun, kitle çalışmasına kilitli örgütsel doğrultusundaki oturmamışlık önemli bir pay sahibidir. Cümleyi, çalışmadaki komünist kadınların sorunda önemli pay sahibi olduğu biçiminde de okuyabiliriz ve bir örgütçülük-yönlendiricilik sorunu olduğunu söyleyebiliriz.
Yürütülen çalışmanın "özgünlüğü" defalarca yinelenmesine rağmen, pratikte hala bildik tarzın etkin olduğu görülebilir. Örgütlenme ve örgütlenmeye yaklaşım tarzı, alışılmışlığın dışına çıkmakta epeyce zorlanıyor. Dolayısıyla, politika ve eylem tarzındaki özgünlüklerle "idare eden" bir pratik çıkıyor ortaya. Oysa ki, kendi kitlesini, kendi örgüt sistemini yaratmazsa, politikadaki ve eylemdeki özgünlüğün fazlaca bir anlamı kalmayacaktır. Demokratik kadın çalışmamızın temel sorunu da, kendi kitlesini "yaratma" bağlamında takılıp kaldığı, bildiğinden ya da bu zamana kadar yaptığından şaşmama durumudur. Örgüt ve kitle çalışması bakımından eskiye göre derli toplu görünen tablo bizi yanıltmasın. Bu, sadece toparlanmışlığı ifade eder, kendini aşmışlığı değil. Asıl gerçek, hala geniş kitlelere açılınmadığı, örgütlenme ağırlıklı bir atak geliştirilemediğidir. Özgün siyasal ajitasyon faaliyeti konusunda kötü bir yerde olunduğu söylenemez. Ajitasyon ve kısmi olarak da propaganda çalışması bakımından olumlu ve geniş bir açılım söz konusudur. Ancak, kuvvet kazanmak bakımından verili olanla sınırlılık henüz yakayı bırakmamıştır. Çalışmanın devamı için hala "toparlanmış" kuvvetler üzerinden plan yapma, zaten hazır olanı yeniden toparlama, bunu yaparken kazanılması gerekene yönelmeme sorunu, bir kısır döngü riskini de doğurmaktadır. Mücadele, demokratik kadın çalışması ve örgütlenmesini, kolektifin kazanılmış kuvvetlerini derleyerek yürüteceğini sananları fena halde yanıltacaktır. Unutulmamalıdır ki, demokratik kadın çalışması, kolektifin kitleler üzerindeki etkisini değerlendirmek için değil, kitleler üzerinde kolektifin değerlendirebileceği bir etki yaratmak için vardır. Bu varlığın anlamı ve güvencesini sağlayacak olan ise, bağımsız tarzda kadın kitlelerine gitmek ve ulaşılmamış olana ulaşıp, örgütlemeyi başarmaktır. Nasıl mı? Çalışmanın oldukça geniş hareket alanı ve olanaklarını etkin tarzda değerlendirerek; dar çalışma dönemlerinin getirdiği eklem tutukluğunu öncü örgütçü tavırla tedavi ederek... "Yerimiz dar" serzenişlerinin artık nesnel hiç bir hükmünün kalmadığını iyi kavrayarak...
Şimdi yapılması gereken, örgütlenme anlayış ve perspektifine uygun bir pratik açılım sergilemektir. Her bölge, mahalle, fabrika ve çalışma alanlarında örgütlenmeye dönük hızlı adımların atılması demokratik kadın çalışmamız bakımından bir zorunluluktur. Eğer çalışmanın temel mantığı, kitle örgütlenmesi ve eylemine dayanıyorsa, buna uygun örgütlenme modellerinin zorlanması gerekir. Buradan hareketle, örgütlenmede, merkezi olanlardan daha çok, yerleşim ve üretim alanlarına dönük birim, komisyon, çalışma grubu türünden biçimlere ağırlık verilmesi doğru olur. Demokratik kadın çalışmamız, kitleyi, oluşturulan kurumsal merkezlerde örgütlemeyle (konumlandırma, düzenleme, çalıştırma) kendisini sınırlandırmamalı, "yerinde örgütleme", "giderek örgütleme" çizgisini mutlaka yüksek bir başarıyla uygulanmalıdır. Bilinmelidir ki, bir çok yerde inşa edilen kadın kurumları, genel siyasi etkiyle ya da kitlelerden kopuk, fiziksel olarak kuruma yapışık, en yakındakilerin bir araya getirilmesinden oluşan örgütlenmelerle gelişemez. Demokratik kadın kurumlarının, ne ölçüde kitle örgütü olduğunun göstergesi, hedef kitlesi içinde ne kadar örgütlü olduğudur. Bunu sağlamak için hedef kitleye ısrarla gitmek, daha berrak ve katı bir ifadeyle "dönmemek üzere gitmek" gerekir. Nitekim, demokratik kurum çalışmasında, siyasal ajitasyon faaliyeti yoluyla kitlelere gidiş söz konusudur, ama kitle içerisinde yerleşmek, örgütlenmek bakımından ciddi bir sorun yaşandığı gözardı edilemez. Bu nedenledir ki, örgütlenmenin kitle ayakları, doğrudan kitle içerisinde oluşturulmalıdır. Bu çalışma istikrarlı tarzda sürdürüldüğü ve kadın kitleleri içerisinden yeni güçler kazanıldığı koşullarda gerçek bir gelişmeden söz edilebilir. Ve ancak böylece, demokratik kurum çalışmasını geliştirmek için partiden "yeni transferler bekleme sendromun"dan çıkılabilir. Ancak böylece, ciddi eylem aşamalarında, eylemin başarısı için "takviye eylemci kuvvet" alarmı vermekten kurtulabilinir.
Birçok yerde yeni başlangıçların yapıldığı şu dönemlerde, nasıl başlarsak öyle gideceğini unutmamalı, kitleler içinde başlamakta ve orada yürümekte ısrar etmeliyiz.

Sorunun Öteki Boyutu

Evet, sorunun bir boyutu daha var. Bu boyutu, komünist kadın çalışmasının diğer bölükleri oluşturuyor. Yani parti çalışmasının farklı kesimlerini ifade eden ama emekçi kadın çalışmasına her koşulda ilgi göstermesi gereken bölükleri. Meselenin bu cephesinden baktığımızda, ilk başta soruna karşı bir ilgi uyanışı ama ilerleyen süreçte bu ilgide bir düşüş görürüz. Parti kuvvetlerinin, demokratik alanda komünist kadın çalışmasıyla doğrudan sorumlu olmayanları açısından, son dönemde sorunu ve çalışmayı tümden bu alandaki kuvvetlere havale etme yaklaşımı belirginleşmektedir. Varolan kurumlaşmalar ve kurum üzerinden sürdürülen çalışmalar sanki yeterli görülmekte ve anlaşıldığı kadarıyla bir rahatlık yaratmaktadır. Örneğin parti kadın komisyonları kurmakta ne aşamaya geldiğimiz, demokratik kurum çalışmasını desteklemekte ve "etkilemekte" ne kadar başarılı olduğumuz sorularının karşılığı boşluktadır. Oysa ki, demokratik alanda yürütülen kitle çalışmasına en fazla ilgi göstermesi ve o alanın olanaklarına dikkat kesilmesi gerekenler komünistlerdir. Üstelik bunu sadece demokratik alanla doğrudan ilişkili kuvvetleri üzerinden değil, her kesimden her açıdan yönelerek yapmalıdırlar. Ancak bu konuda da birinci başlık altında vurguladığımız sorunun tersinden bir yaklaşım söz konusudur. Yani demokratik çalışma içerisindeki kuvvetlerin nasıl kendi olanaklarıyla kitleye gitme ve artı kazanım elde etme sorunu varsa, partinin diğer alanlardaki kuvvetlerinin de demokratik alanın olanaklarına gitme ve o olanakları besleme sorunu vardır. Kadın çalışmamızda alanlar arasındaki bu kopukluğun giderilmesi, önemli bir sorunun giderilmesi demektir. İlişkilenme sistemindeki bu kopukluk, yer yer aynı kolektif çalışmanın bileşenlerini, "farklı dünyaların insanlarıymış" gibi karşı karşıya da getirebilmektedir. Örneğin parti çalışmasının olduğu bir alan ne hikmetse, demokratik kadın çalışması yapanlar ve yerel parti çalışması yapanlara dar gelebilmektedir. Bunda yeni alanlara açılmayıp, tanıdık yerlere takılıp kalan demokratik çalışmanın bir sorunu olduğu kadar, alandaki her kadını örgütleyeceğini sanan ve her kadın ilişkisine kıskançlıkla sarılıp "vermeyen", demokratik çalışma aktivistlerine bürokratik engeller çıkaran yerel parti kuvvetlerinin de sorunu vardır. Burada bir yaklaşım ve yöntem sorunu olduğu açıktır. Bu sorun, bütün parti aktivistleri ve örgütlerinin demokratik kadın kitle çalışmasına dışardan değil de içerden bakmasıyla, en azından anlayış düzeyinde çözülür. Her yerelde, her alanda ayrı olarak geliştirilecek demokratik kadın örgütlenmelerinin partinin kitleler içerisindeki bir kazanımı olduğu, üstelik bu örgütlenmelerin oluşumunda her alandaki komünistlerin doğrudan görevli sayıldığı sanırız ki unutuluyor. Sadece bir örgütlenme yöntemi olarak düşünülse bile, her yereldeki emekçi kadın ilişkilerini kazanmak için, mevcut parti örgütlenme aşamalarının yetmeyeceği ve kazanıcılık alanını genişletmek, her düzeye inebilmek için farklı-dolaylı örgütlere ihtiyaç olduğu görülecektir. Bu dolaylı örgütler, doğrudan parti örgütleri dağıldığı, kırıldığı koşullarda dahi, partinin emekçi kadınlar içerisindeki etkinliğinin güvencesi, istikrarı ve taze kan deposu olacaktır. İşte tam da bunun için, demokratik kadın çalışmasının sorunları bütün parti gövdesinin sorunlarıdır. Eğer, emekçi kadın kitlelerinin komünist etki ve müdahaleden uzak, demokratik bir çatı altında bağımsız olarak örgütlenerek, bir ayaklanma günü gelip devrime katılacağını sanmıyorsak, her durumda ilgi ve ilişkiyi sürekli kılmak zorundayız. Bu, demokratik kadın mücadelesine ilişkin eylemlere istikrarlı bir katılımla, kurum çalışmasının mevzi kazanmasına destekle ve bu çalışma üzerinden doğacak olanakları sınıf çıkarları doğrultusunda etkin tarzda değerlendirmekle gerçekleştirilebilir.
Sonuç olarak, komünist kadın çalışmamızın sorunları kitle çalışması ve örgütlenmesinde kilitleniyorsa, bunun anahtarı, iki kanaldan yürütülen çalışmamızın kendi rolünü etkin tarzda oynaması olacaktır. Buradan bakarsak, demokratik alanda çalışma yürüten komünist kadınların görevi, etkinlik sergilerken destek beklememek, sayılı kuvvetlerle ya da tek başına da olsa ısrarla yürümek; ikinci kanaldaki yani partinin diğer alan çalışmalarındaki komünistlerin görevi de demokratik kadın çalışmasına aktif tarzda katılmak, desteklemek ve oradan komünist kadın çalışmasını geliştirmektir. Kanalların ayrılığı bir yöntem ve yaklaşım sorunu yaratmamalı, demokratik kadın çalışması kanalının mutlak biçimde komünist çalışmanın kanalıyla birleştiği unutulmamalıdır. Demokratik kadın çalışması komünist kadın çalışmasının etkin bir kitle örgütlenme biçimidir. Yani ayrılık genişlemek içindir, birlik güçlenmek için. Öyleyse ayrılalım ve genişleyelim; birleştirelim ve güçlenelim. Parti bütününün her bir parçasının, emekçi kadınları devrime çekme mücadelesinden azade olmadığını bilerek... Her parçanın kendi rolünü başkasına devretme saçmalığına düşmeyerek... Yöntemi ve iradeyi elden bırakmadığımızda kazanacağımıza inanarak...