KAPİTALİZM VE İŞ CİNAYETLERİ
Share on Facebook Share on Twitter
 
Diğer yazılar
 

01 Aralık 2014 / Enternasyonal Bülten / Sayı: 146

AKP hükümeti döneminde iş cinayetlerindeki artış ülke tarihinin hiçbir döneminde görülmemiştir. İşgücünün acımasızca, soysuzca talanı, iş kazalarına karşı alınan güya tedbirlerin ve çıkartılan yasaların sadece ve sadece sermayenin çıkarlarını korumaya, sömürüyü arttırmaya hizmet etmesinin sonuçları karşımıza işçi ölümlerinin artışı olarak çıkmaktadır. 2002'den bu yana, bu partinin hükümette olduğu dönemde işçi ölü sayısındaki artış bunu göstermektedir. İşte veriler: 2002 yılının son iki ayında 146 işçi; 2003 yılında 811 işçi; 2004 yılında 843 işçi; 2005 yılında 1096 işçi; 2006 yılında 1601 işçi; 2007 yılında 1044 işçi; 2008 yılında 866 işçi; 2009 yılında 1171 işçi; 2010 yılında 1454 işçi; 2011 yılında 1710 işçi; 2012 yılında 878 işçi; 2013 yılında 1235 işçi; 2014 yılının ilk on ayında 1600 işçi  ve toplamda da 12 yıllık AKP hükümeti döneminde 14.455 işçi “iş kazaları”nda yaşamını kaybetmiştir.
 
Bu cinayetlerin artışı; Soma maden ocağında  300'den fazla ve son olarak da Ermenek maden ocağında 18 madencinin ölümü hükümeti yasal tedbirler almaya, “İş Güvenliği Eylem Paketi” hazırlamaya zorlamıştır. Açıklanan “güvenlik paketi”, aslında doğrudan bir iş güvensizliği, patronun çıkarlarını koruma paketinden başka bir şey değildir. Pakette yer alan maddeler bunun böyle olduğunu göstermektedir. Paket, soruna ne denli ciddiyetsiz yaklaşıldığını gösteren maddelerde var. Örneğin “Rödevans, kiralama işlerinde üretim zorlamalarını önlemek için tedbirler getireceğiz”,  “Standartlara uygun kişisel donanım sağlamayan iş verene idari para cezası verilecek” denebiliyor. Rödovans veya kiralama, azami karı arttırmanın, bu nedenle işgücünü talan etmenin, yani işçiyi üretime zorlamanın yöntemidir. Pakette bu sistemi kaldıracağız denmiyor, devam ettireceğiz ve iş cinayetleri de devam edecek deniyor.  “Standartlara uygun kişisel donanım sağlamayan iş verene idari para cezası verilecek” yaptırımına patron dünden razı. Böylece “idari para cezasını” verir ve üretimi arttırmak için güvenlik tedbirlerini almadan işçileri üretime zorlar. Hükümet bunun böyle olacağını bilmiyor mu?

Uygulansa bile bu tedbirlerle işçi ölümleri engellenemez. Hükümet kendine göre, sermaye ve patronun çıkarlarını göz önünde tutarak tedbirler alıyor. Bunu yaparken sendikalara ve işçilere, örneğin madencilikte sorunları doğrudan tanıyan madencilere sormuyor. Doğrudan kar arttırmanın yöntemi olan taşeronculuk (Genel olarak kiralama, başka bir firmaya verme sistemi) ve rödovans (Özellikle maden ocaklarında kiralama sistemi) sistemi sorgulanmıyor. Bu sistemler doğrudan sömürüyü arttırmaya yöneliktir ve bunun sonucu olarak da iş güvenliği bir kenara itilmektedir. Kiralayan firma -özel sektör- kira bedelini çıkartmak ve bunun ötesinde azami kar elde etmek için işgücünü talana yönelmekte ve başta güvenlik olmak üzere çalışma koşularıyla ilgili olarak zorunlu harcamaları sınırlandırmaya veya oldukça düşük seviyede tutmaya çalışmaktadır. Bunun sonucu da kaçınılmaz olarak iş kazalarının ve ölümlerin artışı olmaktadır.

Hükümetin aldığı tedbirler, söz konusu paketin içeriği, kendini kurtarma  ve işgücü talanının devamını sağlamaktan başka bir amaç gütmemektedir. Yarın “biz tedbirleri aldık, ama işçilerimizde çalışma, kurallara uyma kültürü geridir, kazalar bundan dolayıdır” denirse buna hiç şaşmamak gerekir.

İşçilerin sadece yüzde 5'inin Toplu İş Sözleşmesi Hakkını kullanabildiği; sendikalaşmanın engellendiği, kısmen imkansız hale getirildiği; iş güvenliği sorunları da dahil sendikaların muhatap alınmadığı, denetlemesinin söz konusu olmadığı;  işçilerin sigortasız ve güvencesiz çalıştırıldığı; yani böylece kayıt dışı çalışmanın körüklendiği; işçilerin işsizlik ve açlıkla tehdit edilerek dayatılan koşullarda çalışmaya zorlandığı bir Türkiye'de iş kazalarının sonu gelmez ve bu nedenlerden dolayı da bile bile ölüme gönderildikleri için bunlar iş kazası değil, “iş cinayetleri” olarak tanımlanır.

AKP'nin “yeni Türkiye”sinin temel özelliklerinden birisi de iş cinayetleridir;  Ermenek, Isparta, Torunlar, Soma, Tuzla, Davutpaşa, Ostim, Kozlu... Sonuç: 14 455 işçinin yaşamını yitirmesi.

AKP'nin “yeni Türkiye'si”nde işçiler her saat 80 iş kazasıyla ve senede 706 bin iş kazasıyla karşı karşıya kalmaya devam eder.

İş cinayetlerini “bu işin fıtratında vardır” açıklamasıyla masumlaştıran bir AKP Türkiye'sinde ölümcül iş kazalarının önü alınamaz. Ama bu bir kader değildir. İşçi sınıfı çalışma koşullarının iyileştirilmesinin ötesinde bu sömürü sistemini ortadan kaldırmakla bu cinayetlere son verebilir. Sosyalizmde de iş kazası olabilir, ama iş cinayetleri olmaz.

 

 

Arşiv

 

2019
Haziran Mayıs
Şubat
2018
Ekim
2016
Kasım Ekim
Eylül Ağustos
Temmuz Haziran
Mayıs Nisan

 

KAPİTALİZM VE İŞ CİNAYETLERİ
fc Share on Twitter
 

01 Aralık 2014 / Enternasyonal Bülten / Sayı: 146

AKP hükümeti döneminde iş cinayetlerindeki artış ülke tarihinin hiçbir döneminde görülmemiştir. İşgücünün acımasızca, soysuzca talanı, iş kazalarına karşı alınan güya tedbirlerin ve çıkartılan yasaların sadece ve sadece sermayenin çıkarlarını korumaya, sömürüyü arttırmaya hizmet etmesinin sonuçları karşımıza işçi ölümlerinin artışı olarak çıkmaktadır. 2002'den bu yana, bu partinin hükümette olduğu dönemde işçi ölü sayısındaki artış bunu göstermektedir. İşte veriler: 2002 yılının son iki ayında 146 işçi; 2003 yılında 811 işçi; 2004 yılında 843 işçi; 2005 yılında 1096 işçi; 2006 yılında 1601 işçi; 2007 yılında 1044 işçi; 2008 yılında 866 işçi; 2009 yılında 1171 işçi; 2010 yılında 1454 işçi; 2011 yılında 1710 işçi; 2012 yılında 878 işçi; 2013 yılında 1235 işçi; 2014 yılının ilk on ayında 1600 işçi  ve toplamda da 12 yıllık AKP hükümeti döneminde 14.455 işçi “iş kazaları”nda yaşamını kaybetmiştir.
 
Bu cinayetlerin artışı; Soma maden ocağında  300'den fazla ve son olarak da Ermenek maden ocağında 18 madencinin ölümü hükümeti yasal tedbirler almaya, “İş Güvenliği Eylem Paketi” hazırlamaya zorlamıştır. Açıklanan “güvenlik paketi”, aslında doğrudan bir iş güvensizliği, patronun çıkarlarını koruma paketinden başka bir şey değildir. Pakette yer alan maddeler bunun böyle olduğunu göstermektedir. Paket, soruna ne denli ciddiyetsiz yaklaşıldığını gösteren maddelerde var. Örneğin “Rödevans, kiralama işlerinde üretim zorlamalarını önlemek için tedbirler getireceğiz”,  “Standartlara uygun kişisel donanım sağlamayan iş verene idari para cezası verilecek” denebiliyor. Rödovans veya kiralama, azami karı arttırmanın, bu nedenle işgücünü talan etmenin, yani işçiyi üretime zorlamanın yöntemidir. Pakette bu sistemi kaldıracağız denmiyor, devam ettireceğiz ve iş cinayetleri de devam edecek deniyor.  “Standartlara uygun kişisel donanım sağlamayan iş verene idari para cezası verilecek” yaptırımına patron dünden razı. Böylece “idari para cezasını” verir ve üretimi arttırmak için güvenlik tedbirlerini almadan işçileri üretime zorlar. Hükümet bunun böyle olacağını bilmiyor mu?

Uygulansa bile bu tedbirlerle işçi ölümleri engellenemez. Hükümet kendine göre, sermaye ve patronun çıkarlarını göz önünde tutarak tedbirler alıyor. Bunu yaparken sendikalara ve işçilere, örneğin madencilikte sorunları doğrudan tanıyan madencilere sormuyor. Doğrudan kar arttırmanın yöntemi olan taşeronculuk (Genel olarak kiralama, başka bir firmaya verme sistemi) ve rödovans (Özellikle maden ocaklarında kiralama sistemi) sistemi sorgulanmıyor. Bu sistemler doğrudan sömürüyü arttırmaya yöneliktir ve bunun sonucu olarak da iş güvenliği bir kenara itilmektedir. Kiralayan firma -özel sektör- kira bedelini çıkartmak ve bunun ötesinde azami kar elde etmek için işgücünü talana yönelmekte ve başta güvenlik olmak üzere çalışma koşularıyla ilgili olarak zorunlu harcamaları sınırlandırmaya veya oldukça düşük seviyede tutmaya çalışmaktadır. Bunun sonucu da kaçınılmaz olarak iş kazalarının ve ölümlerin artışı olmaktadır.

Hükümetin aldığı tedbirler, söz konusu paketin içeriği, kendini kurtarma  ve işgücü talanının devamını sağlamaktan başka bir amaç gütmemektedir. Yarın “biz tedbirleri aldık, ama işçilerimizde çalışma, kurallara uyma kültürü geridir, kazalar bundan dolayıdır” denirse buna hiç şaşmamak gerekir.

İşçilerin sadece yüzde 5'inin Toplu İş Sözleşmesi Hakkını kullanabildiği; sendikalaşmanın engellendiği, kısmen imkansız hale getirildiği; iş güvenliği sorunları da dahil sendikaların muhatap alınmadığı, denetlemesinin söz konusu olmadığı;  işçilerin sigortasız ve güvencesiz çalıştırıldığı; yani böylece kayıt dışı çalışmanın körüklendiği; işçilerin işsizlik ve açlıkla tehdit edilerek dayatılan koşullarda çalışmaya zorlandığı bir Türkiye'de iş kazalarının sonu gelmez ve bu nedenlerden dolayı da bile bile ölüme gönderildikleri için bunlar iş kazası değil, “iş cinayetleri” olarak tanımlanır.

AKP'nin “yeni Türkiye”sinin temel özelliklerinden birisi de iş cinayetleridir;  Ermenek, Isparta, Torunlar, Soma, Tuzla, Davutpaşa, Ostim, Kozlu... Sonuç: 14 455 işçinin yaşamını yitirmesi.

AKP'nin “yeni Türkiye'si”nde işçiler her saat 80 iş kazasıyla ve senede 706 bin iş kazasıyla karşı karşıya kalmaya devam eder.

İş cinayetlerini “bu işin fıtratında vardır” açıklamasıyla masumlaştıran bir AKP Türkiye'sinde ölümcül iş kazalarının önü alınamaz. Ama bu bir kader değildir. İşçi sınıfı çalışma koşullarının iyileştirilmesinin ötesinde bu sömürü sistemini ortadan kaldırmakla bu cinayetlere son verebilir. Sosyalizmde de iş kazası olabilir, ama iş cinayetleri olmaz.