Planlı Hedefli Çalışma
Share on Facebook Share on Twitter
 
Diğer yazılar
 


Sürekli bir koşturmaca içindesiniz, başınızı kaşıyacak zamanınız dahi yok, geceniz gündüzünüze karışmış vaziyette. Fakat bunca koşturmaya, soluksuz çalışmaya karşın istediğiniz başarıyı elde edemiyor, beklediğiniz verimi alamıyorsunuz. Politik gelişmelerin hızına yetişemiyorsunuz, hangi gelişmeye nasıl bir refleks vereceğinizi şaşırmış ve eylemden eyleme koşmaktan harap ve bitap düşmüş durumdasınız! Öyle mi?
Rotasını yitirmiş gemi gibi dalgalar ve rüzgar sizi nereye savurursa oraya yöneliyor, hangi sorun kapınızı çalarsa kendinizi o konunun için de mi buluyorsunuz?
Siyasal ve örgütsel çalışmada kritik rol oynayacak bir toplantıya hazırlık yapmanız gerektiği halde hiç olmadık biçimde kendinizi teknik bir sorunla boğuşurken mi buluyorsunuz?
Önemli bir eğitim çalışmasına katılmanız gerekirken beklenmedik tarzda kendinizi günlük meşgalelerle boğuşurken mi yakalıyorsunuz?
Sürekli hareket halinde olmanıza, yoğun bir efor sarfetmenize rağmen bir başarısızlık, verimsizlik ve tatminsizlik duygusu bir türlü yakanızı bırakmıyor mu?
Eğer bağlandığınız bir hedef yoksa ve bir plandan yoksunsanız çok çalışmak, sürekli bir koşuşturma halinde olmak devrimci sonuçlar vermez. Hedefsiz, ufuksuz, gelecek görüş açısından yoksun bir pratiğin bu duygu ve düşünceleri yaratması son derece normal. Bütünüyle devrimci niyetlerle hareket ettiğinize şüphe yok. Eyleminizin içeriğinin devrimci olduğu da apaçık ortada. Ne var ki, bir hedefe bağlanmayan plansız her hareket ve yönelim gibi, sizin pratiğiniz de dar pratikçilikle maluldur.
Böyle olduğu için de enerji israfına yol açan, bireyi de faaliyeti de geliştirmeyen bir tarzdır. Dar pratikçi tarzın yarattığı kısır döngü devrimci kadroda bir tekrar duygusu uyandırarak, "başarısızlık", "yetersizlik" görüntüsü yaratır.
Dar pratikçi çalışma tarzı asıl olarak bireyin veya eyleminin izdüşümü olmasına karşın zihinde başlar. Ortadan kaldırılmasının, bireyi ve örgütü çevreleyen dışsal koşulların değiştirilmesiyle ilgili boyutları olsa da, asıl olarak köklü bir kopuş için zihniyet değişimi şarttır. Bakış açısında özsel bir değişiklik yaratılamadığı taktirde dışsal koşullar, dar pratikçiliği sürekli ve sürekli üreten zeminler ne denli değişirse değişsin aynı ufuksuz koşuşturmaca devam eder. Dar pratikçi tarz zihinde yenilmediği sürece, koşullar değişse dahi birey gittiği her alana aynı tarzı taşımaya devam eder.
Dar Pratikçiliğin Panzehiri Planlı Ve Hedefli Çalışmadır
Planlı ve hedefli çalışma devrimci verimi ve başarıyı koşullayan temel faktörlerdendir. Örgütsel önderliğin ve tek tek kadroların başarısı planlı ve hedefli çalışmayı oturtmakla ve geliştirmekle birebir bağlıdır.
Planlı ve hedefli çalışmak, günü kurtarmaya odaklanan dar pratikçiliğin aksine geleceği kazanma iddiasıdır.
Planlı ve hedefli çalışmadan ne anlamalıyız ve nelere dikkat etmeliyiz?
Her şeyden önce planlı-hedefli çalışmanın gerekliliğine ve yararına inanmak gerekir. Bu konudaki kafa netliği bireyin özdenetimini sağlarken, tersi bir durum ise hızla koşullara teslim olmayı getirir. Çıkış noktamız; "en kötü plan dahi plansızlıktan iyidir" olabilir. İyi kötü bir planınız varsa ne istediğinizi, nereye ulaşmak istediğinizi biliyorsunuz demektir. Fakat herhangi bir plana sahip değilseniz, amaç açıklığından yoksunsanız ya başkalarının planına dahil olursunuz ya da yaşam sizi nereye sürüklerse oraya doğru akarsınız. Nehre düşmüş küçük bir tahta parçası gibi suyun yönüne, rüzgarın hızına göre savrulur durursunuz.
Sürüklenmek ise her zaman özne olmaktan çıkışı ve nesneye dönüşü koşullar.
Mutlaka ama mutlaka bir planınız olmalı. Bu plan bazı boşluklar taşıyor olabilir, eksiklikler içeriyor olabilir vb. Boşluklar ve eksiklikler siyasal çalışmanın hareketliliğinde ve örgütsel çalışmanın, yaşamın zenginliğinde giderilir. Yeter ki sonuç alacağımıza inandığımız bir plana sahip olalım.
Günlük, haftalık, aylık, altı aylık planlarımız olmalı.
Altı ay içinde nereden nereye ulaşmak, hangi hedefleri yakalamak istiyoruz?
Altı ayda kaç kitap okumayı düşünüyoruz?
Yazınsal alanda gelişmek için önümüze ne tür bir plan koyuyoruz? Ayda kaç yazı yazmayı planlıyoruz?
Bir hafta içinde hangi eğitim çalışmalarına katılacağız? Onbeş gün içinde kaç organ toplantısı gerçekleştireceğiz? Bir haftalık zaman diliminde hangi yoldaşlarla ikili görüşmeler yapacağız ve görüşmenin içeriği ne olacak?
Bir günümüzü nasıl değerlendireceğimize dair somut bir fikrimiz var mı? Sabah kaçta kalkacağımızdan tutalım da, tek tek randevularımıza, teknik pratik işlerimize, hangi saatlerde okuyacağımıza vb dair somut bir planımız var mı?
Sorular üstlendiğimiz devrimci görevlere, çalıştığımız alanın özgünlüklerine, deneyimimize vb göre çoğaltılabilir. Önemli olan devrimci görevlerimizle bağı içerisinde günlük, haftalık, aylık, altı aylık, yıllık planlara sahip olmaktır.
Herhangi bir kendiliğindenciliğe izin vermemek için planlarımıza dönük bir özdenetim yöntemimiz, mekanizmamız olmalı. Pratiğimizin planlarımızla uyumunu, ulaştığımız sonuçları görmek bakımından gereklidir bu. Böyle bir denetim faaliyeti planlarımızla pratiğimiz arasındaki uyum veya çelişkileri açığa çıkaracağı gibi bir irade sürekliliği, istikrar bakımından da önemlidir.
Öncelikler Sıralaması
Planlar oluşturmak, planlı çalışma niteliği kadar önemli olan bir diğer ihtiyaç ise önceliklerin doğru belirlenmesidir. Öncelikler sıralaması yapmak amaç açıklığını gösterir. Amaçta netlik ise hedefe kilitlenmeyi koşullar. Falanca örgütsel sorunu bu hafta içinde mutlaka çözmeli miyiz? O halde hafta planlamasında sözkonusu örgütsel sorun birinci önceliğimizdir. Filanca örgütsel konu zamana dayanıklı değil mi? Öncelik sıralamamızda mutlaka hakettiği değeri bulmalı.
Öncelikler sıralaması esas olan ile tali olanı, zamana dayanıklı konularla acil olanları ayırmamızı ve enerjimizi isabetli biçimde kullanmamızı sağlar.
Plan yaparken gerçekçilik ile iddia arasındaki dengeyi iyi kurmalıyız. Kadro ve örgüt gerçeğinden kopuk, aşırı abartılı, mükemmel planlar yanlızca hayata geçmemekle kalmazlar, ama aynı zamanda moral bozukluğuna, motivasyon yitimine neden olurlar. Bu nedenle planın isabetliliği mükemmelliğiyle değil, gerçekleşebilirliğiyle ölçülür. Bunun "gerçekçi" planlar adına iddiasızlığı meşrulaştırmakla bir ilgisi yoktur elbette. Planlar kadronun ve örgütün gerçekliğine uygun ama aynı zamanda bu gerçekliği zorlayacak, değiştirecek tarzda olmalı. Bu denge tutturulabildiği ölçüde gelişimin önü açılır.
Günlük, haftalık, aylık planlar oluşturmak bir iddiayı, yönelimi göstermesi bakımından önemlidir fakat açık ki asıl önemli olan ilan edilen planların hayata geçirilmesi kararlılığıdır. Zira plan yapmak ve hedef oluşturmak hiç de zor değildir. Zor olan oluşturulan planları uygulama iradesi geliştirmektir. Planın hayata geçirilmesi konusunda ortaya konacak devrimci irade ve kararlılık planın başarısının teminatıdır. Örneğin neredeyse hemen her hafta, her ay "bu kez kesin hayata geçireceğim" iddiasıyla "mükemmel" planlar oluşturup ardından bir kenarda unutanlarımız hiç de az değildir. Hatta öyle ki yapacaklarını gün gün saat saat yazmak için akıl almaz mesailer tüketen fakat neredeyse kağıdın mürekkebi kurumadan ortada bırakanlarımızın varlığı da biliniyor. Açık ki sözün inandırıcılığını yitirmesinden başka bir şey değildir bu. Ve devrimci lafazanlıktan öte bir sonuç üretmez.
Gerek planlar oluşturmak, gerekse bu planlara sadık kalmak konusunda bir kafa açıklığımız olabilir ve uygulanmasında ciddi bir irade de sergiliyor olabiliriz. Fakat buna rağmen siyasal gelişmelerin hızı, gidişatı ve ortaya çıkan farklı örgütsel sorunlar planlarımızda zorunlu değişiklikler yapmamıza yol açabilir. Elbette ki mekanik düşünmeyecek ve hızla kendimizi veya organı gelişmelere uygun tarzda düzenleyeceğiz. Yaptığımız planların aksamaması ne denli önemliyse yeni gelişmelere hızla refleksler vermek, sürecin ihtiyacına yanıt olmak da bir o kadar önemlidir. Buradaki temel kriterimiz bağlandığımız ana hedeften sapmamak, amaçtan kopmamaktır. Bu konuda bir kafa netliğimiz varsa planlarımızdaki anlık aksamalar, değişiklikler belirleyici olmaz ve herhangi biçimde süreç yönetiminde kendiliğindenciliğe düşmeyiz.
Teknik-Pratik Bir Konu Tartışmıyoruz, Hayır!
Dar-pratikçi çalışma tarzının da, planlı-hedefli çalışmanın da ideolojik olarak denk düştüğü yerler var. Devrimin güncelliğini her fırsatta dile getiren ve varlığını, olanaklarını bu gerçeğe göre düzenleyen bir partinin kadroları olarak bütünüyle ideolojik bir alanı konuşuyoruz.
Ufuksuzluk ve hedefsizliğin farklı ton ve biçimleriyle tanımlanan dar-pratikçi çalışma tarzı, anı, günü kurtarmanın ötesine geçemez ve devrimci kendiliğindenciliğin pençesinden kurtulamayan kadro tipi yaratır.
Planlı-hedefli çalışma ise stratejik görüş açısını, amaçtan kopmamayı güvenceleyerek eylem ve düşünüş tarzını bu görüş açısına uyarlayan kadrolar yaratır.
O halde soru şudur; enerjimizin ve hatta devrimciliğimizin dar-pratikçi çalışma tarzının dişlileri arasında tüketilmesine izin verecek miyiz yoksa hedefli-planlı bir çalışmada ısrar ederek bireysel gelişimimizi ve içinde bulunduğumuz organın gelişimini devrimci tarzda yönetme iradesi gösterecek miyiz?
Devrimci bir kadro olarak hangi yoldan yürümemiz gerektiği açık olsa gerek. Ötesi mi? Ötesi devrimci faaliyetin zenginliği ve mücadele içinde edineceğimiz deneylerdir.

 

 

Arşiv

 

2019
Aralık Kasım
Temmuz Mayıs
2018
Ekim Ocak
2017
Kasım Ağustos
Mayıs Şubat
2016
Eylül Temmuz

 

Planlı Hedefli Çalışma
fc Share on Twitter
 


Sürekli bir koşturmaca içindesiniz, başınızı kaşıyacak zamanınız dahi yok, geceniz gündüzünüze karışmış vaziyette. Fakat bunca koşturmaya, soluksuz çalışmaya karşın istediğiniz başarıyı elde edemiyor, beklediğiniz verimi alamıyorsunuz. Politik gelişmelerin hızına yetişemiyorsunuz, hangi gelişmeye nasıl bir refleks vereceğinizi şaşırmış ve eylemden eyleme koşmaktan harap ve bitap düşmüş durumdasınız! Öyle mi?
Rotasını yitirmiş gemi gibi dalgalar ve rüzgar sizi nereye savurursa oraya yöneliyor, hangi sorun kapınızı çalarsa kendinizi o konunun için de mi buluyorsunuz?
Siyasal ve örgütsel çalışmada kritik rol oynayacak bir toplantıya hazırlık yapmanız gerektiği halde hiç olmadık biçimde kendinizi teknik bir sorunla boğuşurken mi buluyorsunuz?
Önemli bir eğitim çalışmasına katılmanız gerekirken beklenmedik tarzda kendinizi günlük meşgalelerle boğuşurken mi yakalıyorsunuz?
Sürekli hareket halinde olmanıza, yoğun bir efor sarfetmenize rağmen bir başarısızlık, verimsizlik ve tatminsizlik duygusu bir türlü yakanızı bırakmıyor mu?
Eğer bağlandığınız bir hedef yoksa ve bir plandan yoksunsanız çok çalışmak, sürekli bir koşuşturma halinde olmak devrimci sonuçlar vermez. Hedefsiz, ufuksuz, gelecek görüş açısından yoksun bir pratiğin bu duygu ve düşünceleri yaratması son derece normal. Bütünüyle devrimci niyetlerle hareket ettiğinize şüphe yok. Eyleminizin içeriğinin devrimci olduğu da apaçık ortada. Ne var ki, bir hedefe bağlanmayan plansız her hareket ve yönelim gibi, sizin pratiğiniz de dar pratikçilikle maluldur.
Böyle olduğu için de enerji israfına yol açan, bireyi de faaliyeti de geliştirmeyen bir tarzdır. Dar pratikçi tarzın yarattığı kısır döngü devrimci kadroda bir tekrar duygusu uyandırarak, "başarısızlık", "yetersizlik" görüntüsü yaratır.
Dar pratikçi çalışma tarzı asıl olarak bireyin veya eyleminin izdüşümü olmasına karşın zihinde başlar. Ortadan kaldırılmasının, bireyi ve örgütü çevreleyen dışsal koşulların değiştirilmesiyle ilgili boyutları olsa da, asıl olarak köklü bir kopuş için zihniyet değişimi şarttır. Bakış açısında özsel bir değişiklik yaratılamadığı taktirde dışsal koşullar, dar pratikçiliği sürekli ve sürekli üreten zeminler ne denli değişirse değişsin aynı ufuksuz koşuşturmaca devam eder. Dar pratikçi tarz zihinde yenilmediği sürece, koşullar değişse dahi birey gittiği her alana aynı tarzı taşımaya devam eder.
Dar Pratikçiliğin Panzehiri Planlı Ve Hedefli Çalışmadır
Planlı ve hedefli çalışma devrimci verimi ve başarıyı koşullayan temel faktörlerdendir. Örgütsel önderliğin ve tek tek kadroların başarısı planlı ve hedefli çalışmayı oturtmakla ve geliştirmekle birebir bağlıdır.
Planlı ve hedefli çalışmak, günü kurtarmaya odaklanan dar pratikçiliğin aksine geleceği kazanma iddiasıdır.
Planlı ve hedefli çalışmadan ne anlamalıyız ve nelere dikkat etmeliyiz?
Her şeyden önce planlı-hedefli çalışmanın gerekliliğine ve yararına inanmak gerekir. Bu konudaki kafa netliği bireyin özdenetimini sağlarken, tersi bir durum ise hızla koşullara teslim olmayı getirir. Çıkış noktamız; "en kötü plan dahi plansızlıktan iyidir" olabilir. İyi kötü bir planınız varsa ne istediğinizi, nereye ulaşmak istediğinizi biliyorsunuz demektir. Fakat herhangi bir plana sahip değilseniz, amaç açıklığından yoksunsanız ya başkalarının planına dahil olursunuz ya da yaşam sizi nereye sürüklerse oraya doğru akarsınız. Nehre düşmüş küçük bir tahta parçası gibi suyun yönüne, rüzgarın hızına göre savrulur durursunuz.
Sürüklenmek ise her zaman özne olmaktan çıkışı ve nesneye dönüşü koşullar.
Mutlaka ama mutlaka bir planınız olmalı. Bu plan bazı boşluklar taşıyor olabilir, eksiklikler içeriyor olabilir vb. Boşluklar ve eksiklikler siyasal çalışmanın hareketliliğinde ve örgütsel çalışmanın, yaşamın zenginliğinde giderilir. Yeter ki sonuç alacağımıza inandığımız bir plana sahip olalım.
Günlük, haftalık, aylık, altı aylık planlarımız olmalı.
Altı ay içinde nereden nereye ulaşmak, hangi hedefleri yakalamak istiyoruz?
Altı ayda kaç kitap okumayı düşünüyoruz?
Yazınsal alanda gelişmek için önümüze ne tür bir plan koyuyoruz? Ayda kaç yazı yazmayı planlıyoruz?
Bir hafta içinde hangi eğitim çalışmalarına katılacağız? Onbeş gün içinde kaç organ toplantısı gerçekleştireceğiz? Bir haftalık zaman diliminde hangi yoldaşlarla ikili görüşmeler yapacağız ve görüşmenin içeriği ne olacak?
Bir günümüzü nasıl değerlendireceğimize dair somut bir fikrimiz var mı? Sabah kaçta kalkacağımızdan tutalım da, tek tek randevularımıza, teknik pratik işlerimize, hangi saatlerde okuyacağımıza vb dair somut bir planımız var mı?
Sorular üstlendiğimiz devrimci görevlere, çalıştığımız alanın özgünlüklerine, deneyimimize vb göre çoğaltılabilir. Önemli olan devrimci görevlerimizle bağı içerisinde günlük, haftalık, aylık, altı aylık, yıllık planlara sahip olmaktır.
Herhangi bir kendiliğindenciliğe izin vermemek için planlarımıza dönük bir özdenetim yöntemimiz, mekanizmamız olmalı. Pratiğimizin planlarımızla uyumunu, ulaştığımız sonuçları görmek bakımından gereklidir bu. Böyle bir denetim faaliyeti planlarımızla pratiğimiz arasındaki uyum veya çelişkileri açığa çıkaracağı gibi bir irade sürekliliği, istikrar bakımından da önemlidir.
Öncelikler Sıralaması
Planlar oluşturmak, planlı çalışma niteliği kadar önemli olan bir diğer ihtiyaç ise önceliklerin doğru belirlenmesidir. Öncelikler sıralaması yapmak amaç açıklığını gösterir. Amaçta netlik ise hedefe kilitlenmeyi koşullar. Falanca örgütsel sorunu bu hafta içinde mutlaka çözmeli miyiz? O halde hafta planlamasında sözkonusu örgütsel sorun birinci önceliğimizdir. Filanca örgütsel konu zamana dayanıklı değil mi? Öncelik sıralamamızda mutlaka hakettiği değeri bulmalı.
Öncelikler sıralaması esas olan ile tali olanı, zamana dayanıklı konularla acil olanları ayırmamızı ve enerjimizi isabetli biçimde kullanmamızı sağlar.
Plan yaparken gerçekçilik ile iddia arasındaki dengeyi iyi kurmalıyız. Kadro ve örgüt gerçeğinden kopuk, aşırı abartılı, mükemmel planlar yanlızca hayata geçmemekle kalmazlar, ama aynı zamanda moral bozukluğuna, motivasyon yitimine neden olurlar. Bu nedenle planın isabetliliği mükemmelliğiyle değil, gerçekleşebilirliğiyle ölçülür. Bunun "gerçekçi" planlar adına iddiasızlığı meşrulaştırmakla bir ilgisi yoktur elbette. Planlar kadronun ve örgütün gerçekliğine uygun ama aynı zamanda bu gerçekliği zorlayacak, değiştirecek tarzda olmalı. Bu denge tutturulabildiği ölçüde gelişimin önü açılır.
Günlük, haftalık, aylık planlar oluşturmak bir iddiayı, yönelimi göstermesi bakımından önemlidir fakat açık ki asıl önemli olan ilan edilen planların hayata geçirilmesi kararlılığıdır. Zira plan yapmak ve hedef oluşturmak hiç de zor değildir. Zor olan oluşturulan planları uygulama iradesi geliştirmektir. Planın hayata geçirilmesi konusunda ortaya konacak devrimci irade ve kararlılık planın başarısının teminatıdır. Örneğin neredeyse hemen her hafta, her ay "bu kez kesin hayata geçireceğim" iddiasıyla "mükemmel" planlar oluşturup ardından bir kenarda unutanlarımız hiç de az değildir. Hatta öyle ki yapacaklarını gün gün saat saat yazmak için akıl almaz mesailer tüketen fakat neredeyse kağıdın mürekkebi kurumadan ortada bırakanlarımızın varlığı da biliniyor. Açık ki sözün inandırıcılığını yitirmesinden başka bir şey değildir bu. Ve devrimci lafazanlıktan öte bir sonuç üretmez.
Gerek planlar oluşturmak, gerekse bu planlara sadık kalmak konusunda bir kafa açıklığımız olabilir ve uygulanmasında ciddi bir irade de sergiliyor olabiliriz. Fakat buna rağmen siyasal gelişmelerin hızı, gidişatı ve ortaya çıkan farklı örgütsel sorunlar planlarımızda zorunlu değişiklikler yapmamıza yol açabilir. Elbette ki mekanik düşünmeyecek ve hızla kendimizi veya organı gelişmelere uygun tarzda düzenleyeceğiz. Yaptığımız planların aksamaması ne denli önemliyse yeni gelişmelere hızla refleksler vermek, sürecin ihtiyacına yanıt olmak da bir o kadar önemlidir. Buradaki temel kriterimiz bağlandığımız ana hedeften sapmamak, amaçtan kopmamaktır. Bu konuda bir kafa netliğimiz varsa planlarımızdaki anlık aksamalar, değişiklikler belirleyici olmaz ve herhangi biçimde süreç yönetiminde kendiliğindenciliğe düşmeyiz.
Teknik-Pratik Bir Konu Tartışmıyoruz, Hayır!
Dar-pratikçi çalışma tarzının da, planlı-hedefli çalışmanın da ideolojik olarak denk düştüğü yerler var. Devrimin güncelliğini her fırsatta dile getiren ve varlığını, olanaklarını bu gerçeğe göre düzenleyen bir partinin kadroları olarak bütünüyle ideolojik bir alanı konuşuyoruz.
Ufuksuzluk ve hedefsizliğin farklı ton ve biçimleriyle tanımlanan dar-pratikçi çalışma tarzı, anı, günü kurtarmanın ötesine geçemez ve devrimci kendiliğindenciliğin pençesinden kurtulamayan kadro tipi yaratır.
Planlı-hedefli çalışma ise stratejik görüş açısını, amaçtan kopmamayı güvenceleyerek eylem ve düşünüş tarzını bu görüş açısına uyarlayan kadrolar yaratır.
O halde soru şudur; enerjimizin ve hatta devrimciliğimizin dar-pratikçi çalışma tarzının dişlileri arasında tüketilmesine izin verecek miyiz yoksa hedefli-planlı bir çalışmada ısrar ederek bireysel gelişimimizi ve içinde bulunduğumuz organın gelişimini devrimci tarzda yönetme iradesi gösterecek miyiz?
Devrimci bir kadro olarak hangi yoldan yürümemiz gerektiği açık olsa gerek. Ötesi mi? Ötesi devrimci faaliyetin zenginliği ve mücadele içinde edineceğimiz deneylerdir.