Her Partili Kıvılcımdır
Share on Facebook Share on Twitter

 
Diğer yazılar
 

Gitmeye yakın, kalbim kıpır kıpırdı. Yeni topraklar, yeni insanlar görecektim. Onun mutluluğunu yaşıyordum gizlice, sessizce. Yanıma alacağım eşyaları yolculuğuma uyarladım.
Ailem evden ayrılmama karşıydı, ama ben bu yolculuğu yapmazsam yaşamım boyunca onlara bağımlı kalacaktım ve devrimci amaçlarım doğrultusunda etkin olamayacaktım.
Yolculuk başladı. Misafir edildiğim aile beni bu yolculuğun devamına hazırladı diyebilirim. Onlarla birlikteyken ilk kez sabahtan akşama Kürtçe duydum. ‘Daye'den torunlarına kadar her biri bana bir kelime öğretti, onlarla Kürtçe öğrendim, Kürtçe yedim, Kürtçe güldüm...
Gidiyorum. Kimleri göreceğimi, kimlerle hangi anları paylaşacağımı bilmiyordum. Ancak partime sonsuz güvendiğim için "bekle" dendiğinde bekledim, "şimdi" dendiğinde yoluma devam ettim. "Karşıya" birlikte geçeceğim yoldaşlarımla buluştuğumda neler hissettiğimi anlatamam. Yani yazılamayacak kadar kuvvetli, çok büyük bir duygu yoğunluğu yaşadım.
(...)
Hava yağmurlu, yol bayağı zor geldi bana. Ama yol arkadaşlarımın yüzlerine baktığımda, sanki çok kolaymış gibiydi onlar için. Uzun bir yolculuk sonrası ulaştık Rojava'ya. Şehitlerimizle, gazilerimizle, savaşçılarımızla, halkımızla nihayet buluşmuştuk.
Hava oldukça soğuktu. Tabura ulaşmamıza ne kadar kaldığını bilmiyordum. Gece saatlerinde, bizi güler yüzlü genç bir yoldaş karşıladı. Sonra, kadınlar bir tarafa ve erkekler bir tarafa olmak üzere herkes kendi mangasına çekildi. Ertesi gün kahvaltı sonrasında herkesle tanıştık. Tabii, öyle bir çırpıda oradaki kolektif ve askeri yaşama adapte oldum ve anladım diyemeyeceğim. Askeri yaşamı ve kuralları öğrenmem gerekliydi şimdi. Geleneksel kadınlığımdan bencilliğime kadar, devrimciliğimden beni uzaklaştırabilecek geri yaklaşımlarımı orada tanımlayabildim. Orada birçok şey öğrendik. Kendi adıma en 'yeni'lerden ve büyük değişikliklerin başında gelenlerden söz etmeliyim. Büyük bir yenilik, askeri üniformam ve mekaplarımdı. Her gün sabah-akşam, yani her an onları üzerimde taşıyor olmak bambaşka bir durumdu. Tabii, askeri üniformanın yanında ne olur? Silah. Yani keleşim...
Keleşin metaliyle, tahtasıyla parmaklarımın ilk kez temas edişi bende çok güzel bir duygu yarattı. İçinde mermi, yani düşmanı öldürebilecek mermi olması beni çok heyecanlandırdı. Sıra geldi keleşi tanımaya. Öyle elinize alır almaz ateş edilmiyor. Onu tanımak ve hissetmek gerekiyor, onunla bütünleşmek gerekiyor. Onu adeta benliğin gibi hissetmezsen, silahının üzerinde hakimiyet kurmazsan, seni gerektiği gibi koruyamaz. Zamanla sizden bir parça, sizin kalbiniz oluyor. Hatta kalbinizden daha önemli oluyor düşmana karşı. Her bir parçasını iyice öğrendikten sonra, sanki hep beraber olmuşuz gibiydi. Hakimiyet sorunu ortadan kalktıkça, silahımla yeniden bütünleniyordum.
Sonra silahımın, keleşimin temizliğinde yine farklı paylaşımlar yaşadım; onun iç organlarını görme, onu daha fazla tanıma şansını yakaladım. Başkaca eğitimler, birkaç silah ve bomba eğitimleri... Her birinde sizlerden birini, yoldaşlarımı, siper yoldaşlarımı düşünerek kavgaya bağlılığımı perçinliyordum. Halkları katleden düşmanları düşünerek, hesap sorma hedefiyle öğreniyordum her şeyi.
Mevzilerde nöbet tuttuğumda, çevremizdeki insanların davranışlarını inceliyordum. Bunu öncelikle taburumuzun güvenliği için yapıyordum. Ama aynı zamanda, halkın davranış ve alışkanlıkları da ilgimi çekiyordu. Giyim tarzları mesela çok ilgimi çekiyordu. Özellikle kaldınların rengarenk mavi, sarı, yeşil, kırmızı kıyafetleri... Dünyada kadınların bulunduğu her yer ışıl ışıl oluyor.
Halk, araçlarıyla geçerken kornaya basıyor ya da el sallıyordu, selamlama biçimi olarak. Bu da, bir savaşçı olarak, ister istemez insanı onurlandırıyor. Devrimimizin meşruiyeti zaten tartışılmaz, ancak Rojava halklarının bizlere gösterdiği hoşgörü ve derin sevgiye tanık oldukça içimde daha farklı duygular yaşadım. Günler geçtikçe kelimelerle anlatılamayacak, belki de yaşanmadan anlaşılamaz gibi gelen oldukça derin duygular yaşadım. İnsanda ve bir devrimci üzerinde çok olumlu etkiler bırakıyor Rojava... Ben bir taraftan şehitlerimizin bastığı toprağa ayak basmaktan gurur duyarken, bir taraftan da nice güzel yoldaşla tanışmanın mutluluğunu tattım. Bir yandan partimin etkisini ve gücünü görmekten mutluluk duyuyor, bir yandan da kendi devriciliğimin güzelleşmesi adına attığım bu koskoca adımdan dolayı kendimle gurur duyuyordum.
Sabah 'rojbaş'tan nöbetler bitinceye kadar, bir yoldaşımın dediği gibi, her şey "su gibi" geçti. İlk başta zor alışacağımı düşünüyordum. Sonra tam tersi olmaya başladı. Yoldaş ortamına, askeri ortama alıştığımda, bir takım burjuva alışkanlıklarımdan kopuştukça, her şey gitgide daha güzel oldu. (...)
Kadınlığımın önemini aslen orada daha fazla anladım. Erkek yoldaşlarımın 'erk'eklikleri ile nerede ve hangi noktalardan vurduklarını, nerelerde değiştiklerini ya da değişmeleri gerektiğini, bütün yoldaşların oraya değişim için geldiklerini, devrimciliklerini geliştirmek, devrimle iç içe olmak için orada olduklarını, sıradan insanlıktan çıkmak için adım attıklarını gördüm. Yoldaşlarım, komutanlarım, kendilerine emek verdikleri gibi, her bir yoldaşa da en az o kadar emek veriyorlardı. Özgüvenimin olmadığını tekrarlıyordum mesela. Neredeyse her gün "ne zaman daha özgüvenli olacağım" diye soruyordum kendi kendime. Sonra bir yoldaşım, "Yoldaş, bu özgüven sihirli suya girerek kazanılmıyor, böyle özgüvenli olunmuyor. Bazı konularda özgüvenli olunur, bazılarında olunmaz. Sonra o özgüvenli olmadığın yerlerde kendinle kavga etmen gerekiyor" dedi. Bense ya özgüvenli olunur ya da özgüvenli olunmaz diye tartışıyordum kendi kendimle. Nerede, nasıl değişmem gerektiğini gösterdiler yoldaşlarım. Sadece olumsuzlukları değil, devrimciliğinizin güzel ve gelişkin yanlarını da belirtiyorlardı. Kimsenin daha önce söylemediği, hatta kendinizin bile fark etmediği yeteneklerinizi açığa çıkarıp, gelişiminiz üzerinde kafa yoruyordu yoldaşlar.
Sabah 'rojbaş'ından sonra spor, spordan sonra kahvaltı, kahvaltıdan sonra temizlik, genel temizlikten sonra da eğitimler... Öğün yemeklerini herkes sırayla yapıyor, bulaşıkları da aynı şekilde sırayla yıkıyor. Yani kolektif bir yaşam kısacası... Yemek kolektif tabaklardan yeniyor, bireysel ayrı tabaklardan değil. Bazen menü aynı olsa da, her yediğiniz yemeğin tadı farklıydı. Çünkü her bir yoldaş kendi tadını tuzunu katıyordu yemeğin içine, özenerek hazırlıyordu. En sevdiğim yemek un helvasıydı benim mesela.
Kadın şervanların saçları uzun ise bağlıydı. Benim saçlarımı komutanım örerdi bazen. Kendi saçları da hep örülüydü. Erkekler ise traşlıydı. Her birimizin üstünde askeri kıyafetimiz ve mekaplarımız bulunuyordu. Bazılarının cebinde sigara, bazılarının ise tarak...
Demem o ki, birçok farklı yanları var sıradan hayata göre. Her biri birbirinden güzel... İlk başta çok değişik gelse de, doğru ve yüce bir dava için orada olduğunuzun bilincine sahip olduktan sonra, bedeli ne olursa olsun adaptasyon sağlayabiliyorsunuz. "Ben hiç alışamam" diyenler de alışıyor, bazen kendinizi bile şaşırtıyorsunuz.
Her yoldaşım bana ayrı ayrı şeyler kattı. Daha sonra Rojava'ya gidenler, yerel yoldaşlarım... Her birinin gülüşü, partiye ve devrime bağlılığı beni ayrı ayrı etkiledi. Partimiz MLKP'nin farklı sınıf ve kimliklerden insanlar üzerindeki etkisini orada daha fazla gördüm. Bütün bunların bir kuvvete dönüştüreceğime söz verdim kendime ve yoldaşlarıma.
Her kadın yoldaşımın ileri yanlarını örnek almak istiyorum. Öncelikle komutanlarımdan, kadın komutanımdan öğrenmek istiyorum. Sonra, tanıdığım can yoldaşlarımın bir takım ileri özelliklerini kendimde buluşturmak istiyorum. Cesaretlerini, fedai tarzlarını, değişim güçlerini, savaş pratiklerini, devrimci duruşlarını, ailelerini ne kadar sevseler de onlardan kopuş iradelerini ve doğru yola yönelerek istediklerini yapabilmelerini tek tek örnek alıyorum kendi devrimciliğime. Korkusuzluklarından ya da korkularına teslim olmamalarından ayrıca öğrenmeye çalışıyorum. (...)
Her partili bir kıvılcımdır. Kıvılcımlar birleştiğinde kocaman bir alev oluşturur. Bu ise örgütlenmektir. Tek başına olan kıvılcım kolayca sönebilir bu sistemde.
Dünden bugüne özgürlük ve halkların eşitliği uğruna ölümsüzleşenlere... Şehid namirin!

Kıvılcım Qamişlo

 

 

Arşiv

 

2018
Ekim Ocak
2017
Kasım Ağustos
Mayıs Şubat
2016
Eylül Temmuz
Şubat
2015
Aralık Ağustos
Mayıs

 

Her Partili Kıvılcımdır
fc Share on Twitter

 

Gitmeye yakın, kalbim kıpır kıpırdı. Yeni topraklar, yeni insanlar görecektim. Onun mutluluğunu yaşıyordum gizlice, sessizce. Yanıma alacağım eşyaları yolculuğuma uyarladım.
Ailem evden ayrılmama karşıydı, ama ben bu yolculuğu yapmazsam yaşamım boyunca onlara bağımlı kalacaktım ve devrimci amaçlarım doğrultusunda etkin olamayacaktım.
Yolculuk başladı. Misafir edildiğim aile beni bu yolculuğun devamına hazırladı diyebilirim. Onlarla birlikteyken ilk kez sabahtan akşama Kürtçe duydum. ‘Daye'den torunlarına kadar her biri bana bir kelime öğretti, onlarla Kürtçe öğrendim, Kürtçe yedim, Kürtçe güldüm...
Gidiyorum. Kimleri göreceğimi, kimlerle hangi anları paylaşacağımı bilmiyordum. Ancak partime sonsuz güvendiğim için "bekle" dendiğinde bekledim, "şimdi" dendiğinde yoluma devam ettim. "Karşıya" birlikte geçeceğim yoldaşlarımla buluştuğumda neler hissettiğimi anlatamam. Yani yazılamayacak kadar kuvvetli, çok büyük bir duygu yoğunluğu yaşadım.
(...)
Hava yağmurlu, yol bayağı zor geldi bana. Ama yol arkadaşlarımın yüzlerine baktığımda, sanki çok kolaymış gibiydi onlar için. Uzun bir yolculuk sonrası ulaştık Rojava'ya. Şehitlerimizle, gazilerimizle, savaşçılarımızla, halkımızla nihayet buluşmuştuk.
Hava oldukça soğuktu. Tabura ulaşmamıza ne kadar kaldığını bilmiyordum. Gece saatlerinde, bizi güler yüzlü genç bir yoldaş karşıladı. Sonra, kadınlar bir tarafa ve erkekler bir tarafa olmak üzere herkes kendi mangasına çekildi. Ertesi gün kahvaltı sonrasında herkesle tanıştık. Tabii, öyle bir çırpıda oradaki kolektif ve askeri yaşama adapte oldum ve anladım diyemeyeceğim. Askeri yaşamı ve kuralları öğrenmem gerekliydi şimdi. Geleneksel kadınlığımdan bencilliğime kadar, devrimciliğimden beni uzaklaştırabilecek geri yaklaşımlarımı orada tanımlayabildim. Orada birçok şey öğrendik. Kendi adıma en 'yeni'lerden ve büyük değişikliklerin başında gelenlerden söz etmeliyim. Büyük bir yenilik, askeri üniformam ve mekaplarımdı. Her gün sabah-akşam, yani her an onları üzerimde taşıyor olmak bambaşka bir durumdu. Tabii, askeri üniformanın yanında ne olur? Silah. Yani keleşim...
Keleşin metaliyle, tahtasıyla parmaklarımın ilk kez temas edişi bende çok güzel bir duygu yarattı. İçinde mermi, yani düşmanı öldürebilecek mermi olması beni çok heyecanlandırdı. Sıra geldi keleşi tanımaya. Öyle elinize alır almaz ateş edilmiyor. Onu tanımak ve hissetmek gerekiyor, onunla bütünleşmek gerekiyor. Onu adeta benliğin gibi hissetmezsen, silahının üzerinde hakimiyet kurmazsan, seni gerektiği gibi koruyamaz. Zamanla sizden bir parça, sizin kalbiniz oluyor. Hatta kalbinizden daha önemli oluyor düşmana karşı. Her bir parçasını iyice öğrendikten sonra, sanki hep beraber olmuşuz gibiydi. Hakimiyet sorunu ortadan kalktıkça, silahımla yeniden bütünleniyordum.
Sonra silahımın, keleşimin temizliğinde yine farklı paylaşımlar yaşadım; onun iç organlarını görme, onu daha fazla tanıma şansını yakaladım. Başkaca eğitimler, birkaç silah ve bomba eğitimleri... Her birinde sizlerden birini, yoldaşlarımı, siper yoldaşlarımı düşünerek kavgaya bağlılığımı perçinliyordum. Halkları katleden düşmanları düşünerek, hesap sorma hedefiyle öğreniyordum her şeyi.
Mevzilerde nöbet tuttuğumda, çevremizdeki insanların davranışlarını inceliyordum. Bunu öncelikle taburumuzun güvenliği için yapıyordum. Ama aynı zamanda, halkın davranış ve alışkanlıkları da ilgimi çekiyordu. Giyim tarzları mesela çok ilgimi çekiyordu. Özellikle kaldınların rengarenk mavi, sarı, yeşil, kırmızı kıyafetleri... Dünyada kadınların bulunduğu her yer ışıl ışıl oluyor.
Halk, araçlarıyla geçerken kornaya basıyor ya da el sallıyordu, selamlama biçimi olarak. Bu da, bir savaşçı olarak, ister istemez insanı onurlandırıyor. Devrimimizin meşruiyeti zaten tartışılmaz, ancak Rojava halklarının bizlere gösterdiği hoşgörü ve derin sevgiye tanık oldukça içimde daha farklı duygular yaşadım. Günler geçtikçe kelimelerle anlatılamayacak, belki de yaşanmadan anlaşılamaz gibi gelen oldukça derin duygular yaşadım. İnsanda ve bir devrimci üzerinde çok olumlu etkiler bırakıyor Rojava... Ben bir taraftan şehitlerimizin bastığı toprağa ayak basmaktan gurur duyarken, bir taraftan da nice güzel yoldaşla tanışmanın mutluluğunu tattım. Bir yandan partimin etkisini ve gücünü görmekten mutluluk duyuyor, bir yandan da kendi devriciliğimin güzelleşmesi adına attığım bu koskoca adımdan dolayı kendimle gurur duyuyordum.
Sabah 'rojbaş'tan nöbetler bitinceye kadar, bir yoldaşımın dediği gibi, her şey "su gibi" geçti. İlk başta zor alışacağımı düşünüyordum. Sonra tam tersi olmaya başladı. Yoldaş ortamına, askeri ortama alıştığımda, bir takım burjuva alışkanlıklarımdan kopuştukça, her şey gitgide daha güzel oldu. (...)
Kadınlığımın önemini aslen orada daha fazla anladım. Erkek yoldaşlarımın 'erk'eklikleri ile nerede ve hangi noktalardan vurduklarını, nerelerde değiştiklerini ya da değişmeleri gerektiğini, bütün yoldaşların oraya değişim için geldiklerini, devrimciliklerini geliştirmek, devrimle iç içe olmak için orada olduklarını, sıradan insanlıktan çıkmak için adım attıklarını gördüm. Yoldaşlarım, komutanlarım, kendilerine emek verdikleri gibi, her bir yoldaşa da en az o kadar emek veriyorlardı. Özgüvenimin olmadığını tekrarlıyordum mesela. Neredeyse her gün "ne zaman daha özgüvenli olacağım" diye soruyordum kendi kendime. Sonra bir yoldaşım, "Yoldaş, bu özgüven sihirli suya girerek kazanılmıyor, böyle özgüvenli olunmuyor. Bazı konularda özgüvenli olunur, bazılarında olunmaz. Sonra o özgüvenli olmadığın yerlerde kendinle kavga etmen gerekiyor" dedi. Bense ya özgüvenli olunur ya da özgüvenli olunmaz diye tartışıyordum kendi kendimle. Nerede, nasıl değişmem gerektiğini gösterdiler yoldaşlarım. Sadece olumsuzlukları değil, devrimciliğinizin güzel ve gelişkin yanlarını da belirtiyorlardı. Kimsenin daha önce söylemediği, hatta kendinizin bile fark etmediği yeteneklerinizi açığa çıkarıp, gelişiminiz üzerinde kafa yoruyordu yoldaşlar.
Sabah 'rojbaş'ından sonra spor, spordan sonra kahvaltı, kahvaltıdan sonra temizlik, genel temizlikten sonra da eğitimler... Öğün yemeklerini herkes sırayla yapıyor, bulaşıkları da aynı şekilde sırayla yıkıyor. Yani kolektif bir yaşam kısacası... Yemek kolektif tabaklardan yeniyor, bireysel ayrı tabaklardan değil. Bazen menü aynı olsa da, her yediğiniz yemeğin tadı farklıydı. Çünkü her bir yoldaş kendi tadını tuzunu katıyordu yemeğin içine, özenerek hazırlıyordu. En sevdiğim yemek un helvasıydı benim mesela.
Kadın şervanların saçları uzun ise bağlıydı. Benim saçlarımı komutanım örerdi bazen. Kendi saçları da hep örülüydü. Erkekler ise traşlıydı. Her birimizin üstünde askeri kıyafetimiz ve mekaplarımız bulunuyordu. Bazılarının cebinde sigara, bazılarının ise tarak...
Demem o ki, birçok farklı yanları var sıradan hayata göre. Her biri birbirinden güzel... İlk başta çok değişik gelse de, doğru ve yüce bir dava için orada olduğunuzun bilincine sahip olduktan sonra, bedeli ne olursa olsun adaptasyon sağlayabiliyorsunuz. "Ben hiç alışamam" diyenler de alışıyor, bazen kendinizi bile şaşırtıyorsunuz.
Her yoldaşım bana ayrı ayrı şeyler kattı. Daha sonra Rojava'ya gidenler, yerel yoldaşlarım... Her birinin gülüşü, partiye ve devrime bağlılığı beni ayrı ayrı etkiledi. Partimiz MLKP'nin farklı sınıf ve kimliklerden insanlar üzerindeki etkisini orada daha fazla gördüm. Bütün bunların bir kuvvete dönüştüreceğime söz verdim kendime ve yoldaşlarıma.
Her kadın yoldaşımın ileri yanlarını örnek almak istiyorum. Öncelikle komutanlarımdan, kadın komutanımdan öğrenmek istiyorum. Sonra, tanıdığım can yoldaşlarımın bir takım ileri özelliklerini kendimde buluşturmak istiyorum. Cesaretlerini, fedai tarzlarını, değişim güçlerini, savaş pratiklerini, devrimci duruşlarını, ailelerini ne kadar sevseler de onlardan kopuş iradelerini ve doğru yola yönelerek istediklerini yapabilmelerini tek tek örnek alıyorum kendi devrimciliğime. Korkusuzluklarından ya da korkularına teslim olmamalarından ayrıca öğrenmeye çalışıyorum. (...)
Her partili bir kıvılcımdır. Kıvılcımlar birleştiğinde kocaman bir alev oluşturur. Bu ise örgütlenmektir. Tek başına olan kıvılcım kolayca sönebilir bu sistemde.
Dünden bugüne özgürlük ve halkların eşitliği uğruna ölümsüzleşenlere... Şehid namirin!

Kıvılcım Qamişlo