Yatağına Sığmaz Bir Nehir
Share on Facebook Share on Twitter

 
Diğer yazılar
 

 

 Partinin Sesi / Temmuz - Ağustos / Sayı 97

 

Aklımda yiğit ölülerimiz
Bıraktığın her şeyde adın yazılı
Kitaplarda, sokaklarda, evlerde
Belki hiç ummadığımız yerlerde
Bile senden kalanlar büyüyor
Şimdi tek tek ölen biz bile olsak
Şimdi onlar yokluğa gömülüyor

         Havada kuş sesi var / Afşar Timuçin

Merhaba İrfan yoldaş,
Seninle dağların doruklarına doğru bir yolculuğa çıkalım, olur mu?
İlk tanıştığımız zamandan bu yana (ki ben çocukluğumun son demlerindeydim o vakitler) hep seni dağların doruklarında görmek istemişimdir zaten, bu sefer birlikte gidelim o doruklara. Yolumuz biraz uzun, hayli engebeli de, biliriz ikimiz de. Çıkalım yine de doruklara, konuşacak çok şeyimiz birikmiş.
Geçtiğin patikalarda yürürken, konakladığın yerlerden birinde öğreniyorum ki, bir zaman diliminde ana bir mektup yazmışsın. Ne yazık ki hala elime geçmiş değil. Bu nedenle, sana olan bu seslenişim okuyamadığım mektubun hasretiyle dolu yoldaş. Mektubun kavganın büyüklüğü, dağların güzelliği, yoldaşlığın sonsuzluğuyla dolu olmalı. Okumadan da tahmin edebiliyorum. Seni tanıyorum, kavgamızı, yoldaşlığımızı biliyorum çünkü
Sen dağları anlat, gökyüzüyle yeryüzünün birleştiği o uçsuz bucaksız dağ başlarını. Dersim dağlarıyla buluşman şaşırtmadı beni, sanırım kimseyi de şaşırtmamıştır. Zaten en çok da Dersim dağlarına, Munzur'a yakışırdın. Dersim dağlarını mesken eylemenin, Dersim dağlarında çarpışmanın anlamı büyüktür.
Devrimci yaşamını ilmek ilmek örmende, çocukluğundan beri yetiştiğin ortamın etkisi çoktu. Sen herkesle iletişim kurmada güzel bir örnek oldun her zaman. Dalıyorum anı denizine, "sana benden başka kim cimcime der" deyişlerin, sesindeki derinlik ve bir şeyleri gülerek anlatışın var hatırımda. Şimdilerde ben hatıralarınla büyüyor, olgunlaşıyorum. Seni anlatmak görevini omuzlarıma usulca bıraktın yoldaş. Bu görevi de bir komüniste yakışır tarzda yapmak gerekir derdin, şehitlerden her bahsedişimizde. Şimdi ben de bu görevi layıkıyla yapmaya çalışacağım. Ama bir hayli zor, senin ardından anlatmak...
Yolculuğumuza patikalardan devam edelim. Ben senin adımladığın patikaları adımlamanın onurunu yaşamaktayım. Ayrı zamanlarda aynı yolu adımlıyor olmanın, aynı kavgayı büyütmenin onurunu yaşattın. Sen 33 yıllık yaşamının 20 yılını devrimci yaşayan coşkun bir yüreksin. Adanmış
mutlu bir devrimcilik, sınırsız enerji ve sonsuz bir emek... İnsana, mücadeleye, yoldaşına emek...
Çocuk yaşlarda tanıştığın devrimcilikteki ısrarındır seni dava insanı yapan. Ailenin devrimci oluşu, kişiliğini devrimci tarihin üzerinden yaratmanı sağladı. Devrimcilik üretmek, aslında devrimciliği ısrarlı bir şekilde sürdürmek zahmetli iştir. 20 yıl boyunca başardın bunu. Hayatını devrimci tarzda ürettin, devrimci tamamladın. Seni düşünürken en çok aklıma gelen, yoldaşlarından eksik etmediğin gülüşün ve hep düşünceli gözlerin oluyor.
Gözlerinde Munzur'un coşkun akışını ve Dersim'in direnişçi ruhunu taşırdın. Şimdi bir de senin gözlerinle bakıyorum dünyaya, yaşama, kavgaya.
Her daim içten bir sohbetin adresi olurdun. Sohbete dalıp saati unutunca aksattığımız planlamalara yetişmeye çalışır, aksamaları düzeltmeye çabalar, sonra da halimize gülerdik. Kısacık tanışıklığımıza bir ömürlük yoldaşlık sığdırdım ben. Bir yazı okuduğumda, sen de okumuşsan, ilk işimiz yazı üzerine tartışmak olurdu. Eğer okumadıysan hemen okurdun. Üzerine öyle konuşurduk. Emek harcamaktan mutluluk duyduğunu hissettirirdin. Sen devrime tüm emeğini sundun. Devrimi emek verilecek bir toprak olarak düşünürsek, sen tüm emeğini verdin bu topraklara ve topraklarımız bu emeklerle yeşerecek.
Dersim dağlarında büyüttüğün kavgayı anlamak, anlamlandırmak... Eylemini tamamlamak... Kavga zorlu, kavga emek istiyor, kavga büyütülmeyi bekliyor ve kavga büyümek zorunda. Kavga artık senin inancınla, senin öfkenle de yoğruluyor. Şimdi biz senin yerine de adımlıyoruz bu yolu.
Ne mutlu ki aynı yola yoldaş olmuşuz, ne mutlu ki kavganın bir yerinde değmiş hayatlarımız birbirine ve ne mutlu ki bir şafak vakti buluşacağız.
Dağların ve denizlerin buluştuğu yerde bir şafak vakti görüşeceğiz yoldaş.
Roma'da ölenlerin ardından, geride bıraktıklarını ve hayata kattıklarını anlatmak için, "öldü" demek yerine "yaşadı" denirmiş. Şimdi yoldaşların olarak diyoruz ki, yaşadı İrfan, yaşadı Munzur, yaşadı Baran!


Deniz Dağlı

 

 

Arşiv

 

2019
Temmuz Mayıs
2018
Ekim Ocak
2017
Kasım Ağustos
Mayıs Şubat
2016
Eylül Temmuz
Şubat
2015
Aralık

 

Yatağına Sığmaz Bir Nehir
fc Share on Twitter

 

 

 Partinin Sesi / Temmuz - Ağustos / Sayı 97

 

Aklımda yiğit ölülerimiz
Bıraktığın her şeyde adın yazılı
Kitaplarda, sokaklarda, evlerde
Belki hiç ummadığımız yerlerde
Bile senden kalanlar büyüyor
Şimdi tek tek ölen biz bile olsak
Şimdi onlar yokluğa gömülüyor

         Havada kuş sesi var / Afşar Timuçin

Merhaba İrfan yoldaş,
Seninle dağların doruklarına doğru bir yolculuğa çıkalım, olur mu?
İlk tanıştığımız zamandan bu yana (ki ben çocukluğumun son demlerindeydim o vakitler) hep seni dağların doruklarında görmek istemişimdir zaten, bu sefer birlikte gidelim o doruklara. Yolumuz biraz uzun, hayli engebeli de, biliriz ikimiz de. Çıkalım yine de doruklara, konuşacak çok şeyimiz birikmiş.
Geçtiğin patikalarda yürürken, konakladığın yerlerden birinde öğreniyorum ki, bir zaman diliminde ana bir mektup yazmışsın. Ne yazık ki hala elime geçmiş değil. Bu nedenle, sana olan bu seslenişim okuyamadığım mektubun hasretiyle dolu yoldaş. Mektubun kavganın büyüklüğü, dağların güzelliği, yoldaşlığın sonsuzluğuyla dolu olmalı. Okumadan da tahmin edebiliyorum. Seni tanıyorum, kavgamızı, yoldaşlığımızı biliyorum çünkü
Sen dağları anlat, gökyüzüyle yeryüzünün birleştiği o uçsuz bucaksız dağ başlarını. Dersim dağlarıyla buluşman şaşırtmadı beni, sanırım kimseyi de şaşırtmamıştır. Zaten en çok da Dersim dağlarına, Munzur'a yakışırdın. Dersim dağlarını mesken eylemenin, Dersim dağlarında çarpışmanın anlamı büyüktür.
Devrimci yaşamını ilmek ilmek örmende, çocukluğundan beri yetiştiğin ortamın etkisi çoktu. Sen herkesle iletişim kurmada güzel bir örnek oldun her zaman. Dalıyorum anı denizine, "sana benden başka kim cimcime der" deyişlerin, sesindeki derinlik ve bir şeyleri gülerek anlatışın var hatırımda. Şimdilerde ben hatıralarınla büyüyor, olgunlaşıyorum. Seni anlatmak görevini omuzlarıma usulca bıraktın yoldaş. Bu görevi de bir komüniste yakışır tarzda yapmak gerekir derdin, şehitlerden her bahsedişimizde. Şimdi ben de bu görevi layıkıyla yapmaya çalışacağım. Ama bir hayli zor, senin ardından anlatmak...
Yolculuğumuza patikalardan devam edelim. Ben senin adımladığın patikaları adımlamanın onurunu yaşamaktayım. Ayrı zamanlarda aynı yolu adımlıyor olmanın, aynı kavgayı büyütmenin onurunu yaşattın. Sen 33 yıllık yaşamının 20 yılını devrimci yaşayan coşkun bir yüreksin. Adanmış
mutlu bir devrimcilik, sınırsız enerji ve sonsuz bir emek... İnsana, mücadeleye, yoldaşına emek...
Çocuk yaşlarda tanıştığın devrimcilikteki ısrarındır seni dava insanı yapan. Ailenin devrimci oluşu, kişiliğini devrimci tarihin üzerinden yaratmanı sağladı. Devrimcilik üretmek, aslında devrimciliği ısrarlı bir şekilde sürdürmek zahmetli iştir. 20 yıl boyunca başardın bunu. Hayatını devrimci tarzda ürettin, devrimci tamamladın. Seni düşünürken en çok aklıma gelen, yoldaşlarından eksik etmediğin gülüşün ve hep düşünceli gözlerin oluyor.
Gözlerinde Munzur'un coşkun akışını ve Dersim'in direnişçi ruhunu taşırdın. Şimdi bir de senin gözlerinle bakıyorum dünyaya, yaşama, kavgaya.
Her daim içten bir sohbetin adresi olurdun. Sohbete dalıp saati unutunca aksattığımız planlamalara yetişmeye çalışır, aksamaları düzeltmeye çabalar, sonra da halimize gülerdik. Kısacık tanışıklığımıza bir ömürlük yoldaşlık sığdırdım ben. Bir yazı okuduğumda, sen de okumuşsan, ilk işimiz yazı üzerine tartışmak olurdu. Eğer okumadıysan hemen okurdun. Üzerine öyle konuşurduk. Emek harcamaktan mutluluk duyduğunu hissettirirdin. Sen devrime tüm emeğini sundun. Devrimi emek verilecek bir toprak olarak düşünürsek, sen tüm emeğini verdin bu topraklara ve topraklarımız bu emeklerle yeşerecek.
Dersim dağlarında büyüttüğün kavgayı anlamak, anlamlandırmak... Eylemini tamamlamak... Kavga zorlu, kavga emek istiyor, kavga büyütülmeyi bekliyor ve kavga büyümek zorunda. Kavga artık senin inancınla, senin öfkenle de yoğruluyor. Şimdi biz senin yerine de adımlıyoruz bu yolu.
Ne mutlu ki aynı yola yoldaş olmuşuz, ne mutlu ki kavganın bir yerinde değmiş hayatlarımız birbirine ve ne mutlu ki bir şafak vakti buluşacağız.
Dağların ve denizlerin buluştuğu yerde bir şafak vakti görüşeceğiz yoldaş.
Roma'da ölenlerin ardından, geride bıraktıklarını ve hayata kattıklarını anlatmak için, "öldü" demek yerine "yaşadı" denirmiş. Şimdi yoldaşların olarak diyoruz ki, yaşadı İrfan, yaşadı Munzur, yaşadı Baran!


Deniz Dağlı