Cevabımı Pratiğimle Vereceğim Baran Yoldaş
Share on Facebook Share on Twitter

 
Diğer yazılar
 

 

 Partinin Sesi / Kasım / Sayı 98

 

Mevsimlerden bahar diyorlar bu zamana. Uzak dağların karları eriyecek nehir yatakları sularla dolacakmış. Havalar ısınınca çığlık çığlığa baş verecekmiş buğdaylar. Birbiri ardına kırılacak kabukları yumurtaların, peş peşe düşecek dünyaya yavruları doğanın diyorlar. Bahar işte, güneş ısıtınca toprağı deprem yürekli karıncalar düşecekmiş yollara. O yollar ki uğrunca ne sabır taşları çatlatır. O yollar ki bir yanı hep uçurumdur. O yollar ki karanlığında bataklığı görünmez. O yollara nefer olur diyorlar ateş böcekleri için. Dicle üstünde dansa duranları kadar, Meriç boylarında kanat çırpanları da bu mevsimde coşarmış. O yolların bir yanı batmışsa dikene, diğer yanı allı morlu güllü menekşeli mor sümbüllü diyorlar. Tam da şimdi, diyorlar, güneş ne yakar ne üşütür, az sonra buğdaylar baş verir, rüzgar ne kırar dalı ne incitir insanı. Bahar diyorlar adına. Bahar gelince böyle oluyormuş dünya. Bilmiyorlar. Henüz sayılı yüreğe sızan bu müjdenin ne olduğunu bilmiyorlar. Bahardandır diyenler var coşkuma. Bu ılıklığa sıcağa bu yerinde durmayan yürek atışıma "bahardandır bahardan" diyorlar, anlamıyorlar bilmiyorlar.
Oysa ben avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum şimdi. Tutup kolundan insanları çevirmek anlatmak istiyorum sesimde çatlayan müjdeyi. Onlarda bilsin ki güneşi açtıran, toprağı kımıldatan, bu harekete can veren irade, kar boran fırtınada, en sert kışta da adımlıyor yolunu. En karanlık zindanda işkenceler ortasında bir sesin tazecik ezgisinde de doğuruyor ya ışığı, en tek başına kaldığında en kalabalık düşleri dökmüyor mu başından aşağı, yarasında ilaç oluyor hani diyorum, merhem oluyor ya sızıya. Yani ekmek, su ve güneş... Yani baştan aşağıya umut, güç, kudret... Yani insana en derin nefes oluyor. Bu irade partimizin, MLKP'nin iradesidir. Çiçek açtıran da o, suyu coşturan da, her bir yana rüzgarın fısıltılarıyla müjdesini taşıyan da bu irade. Selam olsun düşmanı çatlatan bu iradeye, selam olsun buzkıranlara, her bir yana ateşi taşıyanlara! Selam olsun 6. Kongremize!
Biraz da dilim başka dönüyor böyle zamanlarda. Bilmem, kimileri memleket özelliği diyor. Bol acı yemişiz ondan diyen de var, yatağında sel, toprağında deprem saklı diyen de. Biraz sıcak memleket fazla ısıtır dilimizi belki ondandır, bilemem ki. Bildiğim tek bir şey var: yazmasam çatlardım. Yerimde duramıyorum çünkü düşlerimdeki dağlara taşlara, en uzak okyanuslara bağırıyorum: Sizi çok seviyorum. Sizi; hiç görmediğim ve şu an kim bilir ne zorluklarda direnen ve eylem iradesi ortaya koymak için çırpınan her bir yoldaşımı, duvarları çiçekli bahçelere bulayan, açlığı bir tas suda boğanları, kayalara sırtını dayayan kır gerillalarını, yerüstünü yeraltını dört bir yandakileri çok seviyorum. Adlarını bilmediğim, yüzlerini görmediğim, hiç tanışmadığım ve kuvvetle muhtemel hiç tanışamayacak olduğum tüm yoldaşlarımı seviyorum. Ve kendimi bu sevgiyle çok güçlü hissediyorum. Ve MLKP 6. Kongremizin ve 2. Komünist Kadın Konferansımızın gücüyle aşamayacağım dağ yok gibi hissediyorum.
Partinin çağrısına kulak verip kopuşumu gerçekleştirdiğimde partimizin 5. kongresi henüz açıklanmıştı. Esaret içindeki bir yaşamla bağlarımı koparıp özgür komünist bir kadın olma yolculuğumun ilk günleriydi. Ve o günden itibaren bana güvenip partinin kapılarını açan komutanımız Baran Serhad sayesinde bugün bir partizanın yaşayabileceği en güzel duyguları yaşıyorum. Bir kongrenin ne demek olduğunu, hele ki böylesi bir süreçte ne anlama geldiğini biliyorum. Çırılçıplak girdim partinin kapısından, ateşten ve bedelden dikiliyor gömleğim. 6 kongremizin cüretini kuşanıyorum.
Yoldaşlar
Şehit düşmemiş olsaydı öyle ayaklarımı yere sapasağlam dikerek götürecektim mektubumu. Belki bir çok kez söylediği gibi bu kez de "cevabını pratiğinde ver" diyecekti. Ya da ben mektubu yazma aşamasında kendimi hep buna hazırlamıştım. Bu mektubu ilk okuyacak olan olamaması, onun eliyle sizlere ulaşamamak... İçimde yarım kalmışlığın bir yanı bu belki de. Baran yoldaşın okuyacağı mektuplar yazamamak, onun düzelteceği yazılar yazamamak, ilk onun haberdar olacağı duygulara kapılamamak, düşlerimi ağız dolusu taşıyamamak ona.
Hakkım yok biliyorum. Ne tasfiye süreçleri gördüm, ne sayısız ihanetler, ne zindanda kaldım, ne de bitmek bilmez işkencelere değdi ömrüm. Parti için çok az şey yaptım. Bahsi geçen zor zamanlar bunlar mı? Henüz yolun çok başındayım. Bir elimin parmağını geçmez O'nu tanıdığım yılların sayısı. Baran yoldaşla çeyrek asrı yürüyen yoldaşlar, bu iradeyi birlikte vareden yoldaşlar, işkencede yaralarına gül ağacı diken yoldaşlar, sayısız zorluktan, muharebeden, riskli dönemeçlerden el ele geçen yoldaşlar vardır muhakkak. Benim hakkım yok canımın yandığını demeye, ‘ah' demek şurada dursun bir saniye bile durup beklemeye hakkım yok. Yine de kalbim ve beynim ve her bir hücremde bir ateş yanıyor. Sızısını hissetmemek mümkün değil. Soluğumda bile duyuyorum bu ateşin kokusunu.
Bu ateş Baran Serhad'ın yüreklerimizde büyüttüğü ateş. Bu ateş onun dört bir tarafa savurmamızı, harlamamızı istediği ateş. Bu ateş devrimin ateşi! Bu ateş partimizin meşalesi! Ve ben beynimin içinde kalbimin her bir vuruşunda hissettiğim bu ateşi bedenim dört bir yanında düşlüyorum. Bir alev topu olmak istiyorum. Yoldaşın intikamını almak için, bu ateşi olabildiğince uzak, olabildiğince çok, olabildiğince coşkulu yaymak için fedaileşmek istiyorum. Ve bu ateşin çağrısıyla çıldırasıya merak ediyorum yarını. Savaşın geleceğini, birleşik devrimin nasıl olacağını, bölgeyi, evet tüm cihanı ve devrimleri merak ediyorum. İçimde şu an şu dakika şehit düşme isteği ile savaşın sonunu görme isteği arasında kıyasıya bir yarış var. Karar vermek zor. Ve bilmek imkansız. Bana sadece gözlerimi kapatıp hayal etmek düşüyor. Düşlüyorum, en zor, en kanlı, en vahşi savaşları düşlüyorum. En ağır acıları ve aklımın alabileceği tüm karanlıkları. Tüm bunlarla çarpışan güzellikleri, direnmenin onurunu ve insan olmanın tüm ışıltısını. Zafer sabahını düşünüyorum, tariflemeye yetilerim el vermiyor, deli gibi merak ediyorum o günü.
O zafer gününe yürürken belki de bize bıraktığı en büyük miras heybemde, umut ediyorum. Baran yoldaş kadar dolu dolu bir devrimci hayat yaşamak istiyorum.
Evet şimdi değil demiştim şahadet haberini ilk duyduğumda da. Şimdi anlayamam yokluğunu. Bir gün ben de bir yoldaşın yazısını sarıya boyayıp altına notlar ekleyecek kadar nitelikli yazabilirsem o gün anlayacağım yokluğunu. Sınırı geçip kent üssüme ulaşır ulaşmaz anlayacağım, belki bir gün Dersim'e kadar uzanırsa düşüm, olur ya hani zindana düşersem, işkencenin tam ortasında canımın ağrısında anlayacağım yokluğunu. Düşmanın karşına dikilip de hesap sorunca bombalarımdan biri, onların karagahında patlayınca anlayacağım. Şimdi değil çok erken, mesela bir Rojavalı militan İstanbul'da eylem yapınca anlayacağım, bir feda eylemi gelince, en acılı günümüzde değil en mutlu zamanımızda, o zafer günü anlayacağım en çok. Ve anacağım; komutanımız Baran Serhat'tı diyeceğim. Bu fideler meyveye durunca görün siz, bir serpilip boy verelim de!
Katıldığım ilk parti tarihi dersinde birliğin karar verildiği toplantının "sinekli bir gecekonduda" yapıldığını söylemişti. Pek çok yoldaş unutmuştur belki ama ben bu ayrıntıyı hiç unutmadım. Duyduğum ilk anda bu partinin tarihini yazmak istedim, sinekli gecekondudan başlayan birliğin öyküsünü. Evet bunu yapabilecek niteliğe ne zaman ulaşırım bilmiyorum. En çok okumasını istediğim kişi, bu ilhamı sunan, o tarihin simli ayrıntısını düşlerime çakan yoldaş komutanımız Baran Serhad, yine bilincimin şavkıyan kandili oldu. Belki tesadüftür belki ayrıntı, ama benim gibi dili dünyaya böyle dolananı, sımsıkı sarılır bu kırıntıya bilirim. Patlamadan sonra hemen şehit düşmemiş dediler. Bir süre, çok kısacık da olsa bir süre daha bakmış dünyaya.
Bu partinin hikayesi, o deprem adımlarıyla yaşayan, kocaman yüreğine dağları denizleri devrimleri sığdıran büyük devrimcinin dünyaya şöyle bir son selamıyla başlayacak. Geçirdiği yıllar, tüm tanıdıkları, düşmanları, gülüşleri ve düşleri ve yarınları ve tanıdık tanımadık tüm yoldaşları geçecek gözünün önünden... ‘Ah be!' diyecek belki de, ‘şimdi mi?' diye soracak. Birgün partinin tarihini yazacağım, Baran Serhat'la başlayacağım söze.
Yaşanacak çok şeyi almak, 6. Kongremizin ve devrim yürüyüşümüzün bedelini ödetmek istedi düşman. Ah dedik canımız yandı. İşte bu yüzden düşmana ne yaşatacağımızı çok iyi biliyorum. Kabusları olacağız, en rahat uykularını böleceğiz, en huzurlu şehirlerini altüst edeceğiz. Bedel ödedik bedel ödeteceğiz. Ve bunun için çalışırken beni asla mutsuz göremeyecek düşman. Ağlarken ya da moralsiz yakalayamayacak. İnadına coşku inadına umut dağıtacağız dünyaya. Buzkıran olacağız. Zafere giderken o bedel kapılarından bir bir geçip dünyanın dört bir tarafına ateşi taşıyacağız. 6. Kongremizin, yoldaşlığımızın gücüyle, soluğumuz kesilene kadar haykıracağız:
Devrimin Zaferi İçin Yaşasın MLKP!

Yağmur Zilan

 

 

Arşiv

 

2019
Kasım Temmuz
Mayıs
2018
Ekim Ocak
2017
Kasım Ağustos
Mayıs Şubat
2016
Eylül Temmuz
Şubat

 

Cevabımı Pratiğimle Vereceğim Baran Yoldaş
fc Share on Twitter

 

 

 Partinin Sesi / Kasım / Sayı 98

 

Mevsimlerden bahar diyorlar bu zamana. Uzak dağların karları eriyecek nehir yatakları sularla dolacakmış. Havalar ısınınca çığlık çığlığa baş verecekmiş buğdaylar. Birbiri ardına kırılacak kabukları yumurtaların, peş peşe düşecek dünyaya yavruları doğanın diyorlar. Bahar işte, güneş ısıtınca toprağı deprem yürekli karıncalar düşecekmiş yollara. O yollar ki uğrunca ne sabır taşları çatlatır. O yollar ki bir yanı hep uçurumdur. O yollar ki karanlığında bataklığı görünmez. O yollara nefer olur diyorlar ateş böcekleri için. Dicle üstünde dansa duranları kadar, Meriç boylarında kanat çırpanları da bu mevsimde coşarmış. O yolların bir yanı batmışsa dikene, diğer yanı allı morlu güllü menekşeli mor sümbüllü diyorlar. Tam da şimdi, diyorlar, güneş ne yakar ne üşütür, az sonra buğdaylar baş verir, rüzgar ne kırar dalı ne incitir insanı. Bahar diyorlar adına. Bahar gelince böyle oluyormuş dünya. Bilmiyorlar. Henüz sayılı yüreğe sızan bu müjdenin ne olduğunu bilmiyorlar. Bahardandır diyenler var coşkuma. Bu ılıklığa sıcağa bu yerinde durmayan yürek atışıma "bahardandır bahardan" diyorlar, anlamıyorlar bilmiyorlar.
Oysa ben avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum şimdi. Tutup kolundan insanları çevirmek anlatmak istiyorum sesimde çatlayan müjdeyi. Onlarda bilsin ki güneşi açtıran, toprağı kımıldatan, bu harekete can veren irade, kar boran fırtınada, en sert kışta da adımlıyor yolunu. En karanlık zindanda işkenceler ortasında bir sesin tazecik ezgisinde de doğuruyor ya ışığı, en tek başına kaldığında en kalabalık düşleri dökmüyor mu başından aşağı, yarasında ilaç oluyor hani diyorum, merhem oluyor ya sızıya. Yani ekmek, su ve güneş... Yani baştan aşağıya umut, güç, kudret... Yani insana en derin nefes oluyor. Bu irade partimizin, MLKP'nin iradesidir. Çiçek açtıran da o, suyu coşturan da, her bir yana rüzgarın fısıltılarıyla müjdesini taşıyan da bu irade. Selam olsun düşmanı çatlatan bu iradeye, selam olsun buzkıranlara, her bir yana ateşi taşıyanlara! Selam olsun 6. Kongremize!
Biraz da dilim başka dönüyor böyle zamanlarda. Bilmem, kimileri memleket özelliği diyor. Bol acı yemişiz ondan diyen de var, yatağında sel, toprağında deprem saklı diyen de. Biraz sıcak memleket fazla ısıtır dilimizi belki ondandır, bilemem ki. Bildiğim tek bir şey var: yazmasam çatlardım. Yerimde duramıyorum çünkü düşlerimdeki dağlara taşlara, en uzak okyanuslara bağırıyorum: Sizi çok seviyorum. Sizi; hiç görmediğim ve şu an kim bilir ne zorluklarda direnen ve eylem iradesi ortaya koymak için çırpınan her bir yoldaşımı, duvarları çiçekli bahçelere bulayan, açlığı bir tas suda boğanları, kayalara sırtını dayayan kır gerillalarını, yerüstünü yeraltını dört bir yandakileri çok seviyorum. Adlarını bilmediğim, yüzlerini görmediğim, hiç tanışmadığım ve kuvvetle muhtemel hiç tanışamayacak olduğum tüm yoldaşlarımı seviyorum. Ve kendimi bu sevgiyle çok güçlü hissediyorum. Ve MLKP 6. Kongremizin ve 2. Komünist Kadın Konferansımızın gücüyle aşamayacağım dağ yok gibi hissediyorum.
Partinin çağrısına kulak verip kopuşumu gerçekleştirdiğimde partimizin 5. kongresi henüz açıklanmıştı. Esaret içindeki bir yaşamla bağlarımı koparıp özgür komünist bir kadın olma yolculuğumun ilk günleriydi. Ve o günden itibaren bana güvenip partinin kapılarını açan komutanımız Baran Serhad sayesinde bugün bir partizanın yaşayabileceği en güzel duyguları yaşıyorum. Bir kongrenin ne demek olduğunu, hele ki böylesi bir süreçte ne anlama geldiğini biliyorum. Çırılçıplak girdim partinin kapısından, ateşten ve bedelden dikiliyor gömleğim. 6 kongremizin cüretini kuşanıyorum.
Yoldaşlar
Şehit düşmemiş olsaydı öyle ayaklarımı yere sapasağlam dikerek götürecektim mektubumu. Belki bir çok kez söylediği gibi bu kez de "cevabını pratiğinde ver" diyecekti. Ya da ben mektubu yazma aşamasında kendimi hep buna hazırlamıştım. Bu mektubu ilk okuyacak olan olamaması, onun eliyle sizlere ulaşamamak... İçimde yarım kalmışlığın bir yanı bu belki de. Baran yoldaşın okuyacağı mektuplar yazamamak, onun düzelteceği yazılar yazamamak, ilk onun haberdar olacağı duygulara kapılamamak, düşlerimi ağız dolusu taşıyamamak ona.
Hakkım yok biliyorum. Ne tasfiye süreçleri gördüm, ne sayısız ihanetler, ne zindanda kaldım, ne de bitmek bilmez işkencelere değdi ömrüm. Parti için çok az şey yaptım. Bahsi geçen zor zamanlar bunlar mı? Henüz yolun çok başındayım. Bir elimin parmağını geçmez O'nu tanıdığım yılların sayısı. Baran yoldaşla çeyrek asrı yürüyen yoldaşlar, bu iradeyi birlikte vareden yoldaşlar, işkencede yaralarına gül ağacı diken yoldaşlar, sayısız zorluktan, muharebeden, riskli dönemeçlerden el ele geçen yoldaşlar vardır muhakkak. Benim hakkım yok canımın yandığını demeye, ‘ah' demek şurada dursun bir saniye bile durup beklemeye hakkım yok. Yine de kalbim ve beynim ve her bir hücremde bir ateş yanıyor. Sızısını hissetmemek mümkün değil. Soluğumda bile duyuyorum bu ateşin kokusunu.
Bu ateş Baran Serhad'ın yüreklerimizde büyüttüğü ateş. Bu ateş onun dört bir tarafa savurmamızı, harlamamızı istediği ateş. Bu ateş devrimin ateşi! Bu ateş partimizin meşalesi! Ve ben beynimin içinde kalbimin her bir vuruşunda hissettiğim bu ateşi bedenim dört bir yanında düşlüyorum. Bir alev topu olmak istiyorum. Yoldaşın intikamını almak için, bu ateşi olabildiğince uzak, olabildiğince çok, olabildiğince coşkulu yaymak için fedaileşmek istiyorum. Ve bu ateşin çağrısıyla çıldırasıya merak ediyorum yarını. Savaşın geleceğini, birleşik devrimin nasıl olacağını, bölgeyi, evet tüm cihanı ve devrimleri merak ediyorum. İçimde şu an şu dakika şehit düşme isteği ile savaşın sonunu görme isteği arasında kıyasıya bir yarış var. Karar vermek zor. Ve bilmek imkansız. Bana sadece gözlerimi kapatıp hayal etmek düşüyor. Düşlüyorum, en zor, en kanlı, en vahşi savaşları düşlüyorum. En ağır acıları ve aklımın alabileceği tüm karanlıkları. Tüm bunlarla çarpışan güzellikleri, direnmenin onurunu ve insan olmanın tüm ışıltısını. Zafer sabahını düşünüyorum, tariflemeye yetilerim el vermiyor, deli gibi merak ediyorum o günü.
O zafer gününe yürürken belki de bize bıraktığı en büyük miras heybemde, umut ediyorum. Baran yoldaş kadar dolu dolu bir devrimci hayat yaşamak istiyorum.
Evet şimdi değil demiştim şahadet haberini ilk duyduğumda da. Şimdi anlayamam yokluğunu. Bir gün ben de bir yoldaşın yazısını sarıya boyayıp altına notlar ekleyecek kadar nitelikli yazabilirsem o gün anlayacağım yokluğunu. Sınırı geçip kent üssüme ulaşır ulaşmaz anlayacağım, belki bir gün Dersim'e kadar uzanırsa düşüm, olur ya hani zindana düşersem, işkencenin tam ortasında canımın ağrısında anlayacağım yokluğunu. Düşmanın karşına dikilip de hesap sorunca bombalarımdan biri, onların karagahında patlayınca anlayacağım. Şimdi değil çok erken, mesela bir Rojavalı militan İstanbul'da eylem yapınca anlayacağım, bir feda eylemi gelince, en acılı günümüzde değil en mutlu zamanımızda, o zafer günü anlayacağım en çok. Ve anacağım; komutanımız Baran Serhat'tı diyeceğim. Bu fideler meyveye durunca görün siz, bir serpilip boy verelim de!
Katıldığım ilk parti tarihi dersinde birliğin karar verildiği toplantının "sinekli bir gecekonduda" yapıldığını söylemişti. Pek çok yoldaş unutmuştur belki ama ben bu ayrıntıyı hiç unutmadım. Duyduğum ilk anda bu partinin tarihini yazmak istedim, sinekli gecekondudan başlayan birliğin öyküsünü. Evet bunu yapabilecek niteliğe ne zaman ulaşırım bilmiyorum. En çok okumasını istediğim kişi, bu ilhamı sunan, o tarihin simli ayrıntısını düşlerime çakan yoldaş komutanımız Baran Serhad, yine bilincimin şavkıyan kandili oldu. Belki tesadüftür belki ayrıntı, ama benim gibi dili dünyaya böyle dolananı, sımsıkı sarılır bu kırıntıya bilirim. Patlamadan sonra hemen şehit düşmemiş dediler. Bir süre, çok kısacık da olsa bir süre daha bakmış dünyaya.
Bu partinin hikayesi, o deprem adımlarıyla yaşayan, kocaman yüreğine dağları denizleri devrimleri sığdıran büyük devrimcinin dünyaya şöyle bir son selamıyla başlayacak. Geçirdiği yıllar, tüm tanıdıkları, düşmanları, gülüşleri ve düşleri ve yarınları ve tanıdık tanımadık tüm yoldaşları geçecek gözünün önünden... ‘Ah be!' diyecek belki de, ‘şimdi mi?' diye soracak. Birgün partinin tarihini yazacağım, Baran Serhat'la başlayacağım söze.
Yaşanacak çok şeyi almak, 6. Kongremizin ve devrim yürüyüşümüzün bedelini ödetmek istedi düşman. Ah dedik canımız yandı. İşte bu yüzden düşmana ne yaşatacağımızı çok iyi biliyorum. Kabusları olacağız, en rahat uykularını böleceğiz, en huzurlu şehirlerini altüst edeceğiz. Bedel ödedik bedel ödeteceğiz. Ve bunun için çalışırken beni asla mutsuz göremeyecek düşman. Ağlarken ya da moralsiz yakalayamayacak. İnadına coşku inadına umut dağıtacağız dünyaya. Buzkıran olacağız. Zafere giderken o bedel kapılarından bir bir geçip dünyanın dört bir tarafına ateşi taşıyacağız. 6. Kongremizin, yoldaşlığımızın gücüyle, soluğumuz kesilene kadar haykıracağız:
Devrimin Zaferi İçin Yaşasın MLKP!

Yağmur Zilan