Ew Jî Qertelê Çiyayê Me Bû
Share on Facebook Share on Twitter

 
Diğer yazılar
 

 

 Partinin Sesi / Kasım / Sayı 98

 

Yoldaşın şehadetinden birkaç saat sonra, yani bu yazıyı yazarken, Rojava'da güneş var. Ve güneş bulutların arasından ışığıyla dünyayı aydınlatıyor. Aynı anda yağmurun da başlamış olması tesadüf elbet. Yine de yoldaşlar bu durumu görünce bir metafor yaptılar. Senin metaforların gibi, duruma uygun bir metafor, "Şimdi Işık, Baran ile buluştu" diye. Her ne kadar durumun kendisine inanmakta zorlansak da. Ben başka bir metafor kullanmak istiyorum.
1924 yılı Ocak ayında Lenin ölümsüzlüğe uğurlandığında, onun için Bolşevikler "Dağ Kartalı" demişlerdi. Ve eklemişlerdi: "... sıradan önderlerin bir tanesi değil de, aksine daha yüksek tipte bir önder, mücadelede korku tanımayan ve partiyi Rus Devrimci Hareketinin bilinmez yolunda cesaretle götüren bir dağ kartalı olarak görünüyordu." Kartallar birçok ulus bakımından gücü ve özgürlüğü sembolize eder çoğu kez.
Kürtler bakımından ise bu familyadan olan kuşlar hep sevilmiş, sahiplenilmiş, benimsenmiştir. Birçok Kürt hareketinin ambleminde, yüksek ihtimalle bu nedenle yer alırlar. Belki de bu durum sömürge bir ulusun özgürlüğe duyduğu sevgi ve hasretin sonucudur. Yeryüzünde aradıkları özgürlüğü gökyüzünün zirvelerinde sınırsızca uçan bu özgür kuşlarda bulmuşlardır, kim bilir...
İşte bir Kürt komünist önderi olan Baran Serhat yoldaşın bu tip kuşlara olan tutkusu buradan gelmektedir. Fakat bizim için o, bir kartal gibi yaşayan, onun gibi yükseklerde uçan, her daim en uzak ufukları görebilen ve o ufukların sonundaki güzellikleri anlatabilen bir yoldaştı. Tabii ki sadece gördüklerini anlatmazdı. Bizleri o güzellikler için yola çıkaran, yol gösteren, yolda öncülük eden önder bir Dağ Kartalıydı.
Her zaman, yoldaşlarını burjuvazinin her türlü -özellikle ideolojik- saldırılarına karşı koruyan, bizlere düşmanın nerelerden gelebileceğini anlatan, nasıl sızabileceğini gösterendi. Nasıl ki düşmanlarından korumak için en yüksek kayalıklara taşırsa kartal yavrularını, yoldaş da yoldaşları için öyle yapardı. Bizi ideolojik bakımdan güçlendirir, meselenin en sarp kayalıklarına çıkarıp korurdu. Zayıf düşeni, yorulanı hiçbir zaman yolda bırakmazdı, ideolojik güç veren ve ayağa kaldırandı. Her zorluğun onda bir çıkış yolu olurdu. Devrimcinin aklı ve iradesi birleştiğinde başaramayacağı eylem olmadığını gösterendi.
Bir örgüt insanı nasıl yaşar, partizanca nasıl yürünür sorusuna en net cevaptı yoldaş. Kuvveti partiden almak gerektiğini, güçsüzlüğün örgütsüzlükle ilgili olduğunu söyleyendi. Hiçbir gerilikle uzlaşmadan, yarına bırakmadan dövüşendi. Fakat bir yoldaşının sebebsiz incinmesine de izin vermeyendi. Örgütün her işiyle, her sorunuyla ilişkilenirken, yorulmayan bir enerjiydi. Her ne olursa olsun, 10 dakikalık konuşmaları bile yoldaşlarına güç verirdi. Her duygudan anlar, her duyguya hitap ederdi. O yoldaşlarında birer aynaydı, kendi güzelliğinin yansıdığı.
Bir devrimcinin, hangi görev ve sorumluluğa sahip olursa olsun, esas özelliklerinden birinin mütevazılık ve alçakgönüllülük olduğunun resmiydi. Bir gerilla gibi yaşayıp önder bir komutan olunabileceğini gösterendi. Fakat yoldaş, mütevazılığı kadar, eylemde ve örgütte de bir o kadar iddalıydı. İddiasız devrimcilik onun için zayıf devrimcilikti. Bu yüzden o, hiçbir koşulda vazgeçmeyendi. Adanmışlığın ve feda ruhunun önderiydi. Zamanını, aklını ve yüreğini bir bütün devrime sunan, başka bir dünyası olmayandı.
Ezilen ulusun komünist bir üyesi olarak, aynı zamanda güçlü bir yurtseverdi. Kürdistan düşleri onda memleketinin çiçekleriyle buluşurdu. Bir Kürt devrimi olarak doğan Rojava devrimine bu coşkuyla önderlik edendi. O, Rojava devrimini tariflerken bu coşkusunu, "Emperyalist kapitalist dünyanın kirinden-pasından kurtulmak isteyenler için Rojava güzel bir arınma mekanıdır. Mutlu insanlık için, mütevazı bir neşe pınarıdır" şeklinde belirtmişti. Sosyalist Kürdistan onda güzel bir özlemdi. Kürdistan'ın hangi parçası olursa olsun onun memleketiydi. Yoldaş bizim Kürdistani yanımızdı. Nasıl sosyalist yurtsever olunur, onu gösterendi. Bir komünist kendi halkını neden sevmeli sorusuna en güzel yanıttı. Sömürgeciliğin yok etmeye çalıştığı büyük bir ulusun sosyalist önderiydi.
Güçlü bir genelkurmaydı. Askeri bilgisiyle yol gösteren, savaşçılarına savaşma azmini verendi. Düşmanın zor kullanılmadan yıkılmayacağını gösterendi. Her devrimci hamlede önde olandı. Savaşçı kuvvetini hazırlayan, onun savaştaki en büyük silahı olan moral değerlerini yüksek tutmayı bilendi. Bir savaşta hangi taktiğin hangi anda öne geçmesi gerektiğini gören ve öğretendi. Silaha hakimiyetin ancak ve ancak ideolojik derinlikle gerçekleşebileceğini anlatan ve kavratandı.
Halkın gücüne ve iradesine yüksek bir güvene sahipti. En zor koşullarda bile en ufak bir hareketin nasıl umut taşıdığını anlatandı. "Umut hep var" sözünün cisimleştiği yürekti. Kitlelerin devrimci öfkesinin partiyle buluşacağına inancı tamdı. Sosyalizm idealimizin ne kadar yakın olduğunu kavratandı. Burjuva tasfiyeci dalganın görünür görünmez her biçimiyle savaşmayı bilendi. Biz yoldaşlarının bu anlamda zayıfladığını gördüğü anlarda ise müdahale eden, umut aşılayandı. Sınıf kini ve proleter ruhu yüksek bir yoldaştı. Dostu düşmanı ayırt etmeyi gösterendi. Bir karıncanın incinmemesini, fakat düşman kalelerinin yerle bir edilmesi gerektiğini söyleyendi.
Politik ve teorik aklımızdı. Siyasal ufkumuzun yetişmediği anlarda, gelişen süreçlerin nereye evrilebileceğini, hangi yönden yürünmesi gerektiğini bilendi. Ayrıntıları fark eden, sonuçlar çıkarmamızı sağlayandı. O, Bolşeviklerin söylediği sözle, "bilinmez yollarda" hangi yöne "cesaretle" gidileceğini görendi ve bizlere gösterendi. Zifiri karanlık gecelerde ışığımız, dalgalı denizlerde rotamızı veren şaşmaz pusulamızdı.
Elbette yoldaşın birçok özelliğini daha ifade edebiliriz. Fakat, dünya devrim tarihinde yıldızlaşarak yerlerini alan diğer devrimci önderler gibi, her özelliği bir eğitim konusudur. Bu özellikleriyle ilgili sayfalarca yazılabilir. Ama özet olarak, başlarken söylemiş olduğumuzu yinelersek yanılmayız. Baran yoldaşın anadilinde söylersek, "Ew jî qertelê çiyayê me bû", yani "O da bizim dağ kartalımızdı". Bize düşense, Dağ Kartalımızın ideallerini zafere ulaştırmak için yoldaşın silahını kaldırarak faşizmle savaşmak olmalıdır. Ancak böyle, "silahımızın son mermisine ve kalbimizin son vuruşuna kadar savaşacağımıza" dair içtiğimiz yeminler yerlerini bulur.


Deniz Efendepeşi

 

 

Arşiv

 

2019
Kasım Temmuz
Mayıs
2018
Ekim Ocak
2017
Kasım Ağustos
Mayıs Şubat
2016
Eylül Temmuz
Şubat

 

Ew Jî Qertelê Çiyayê Me Bû
fc Share on Twitter

 

 

 Partinin Sesi / Kasım / Sayı 98

 

Yoldaşın şehadetinden birkaç saat sonra, yani bu yazıyı yazarken, Rojava'da güneş var. Ve güneş bulutların arasından ışığıyla dünyayı aydınlatıyor. Aynı anda yağmurun da başlamış olması tesadüf elbet. Yine de yoldaşlar bu durumu görünce bir metafor yaptılar. Senin metaforların gibi, duruma uygun bir metafor, "Şimdi Işık, Baran ile buluştu" diye. Her ne kadar durumun kendisine inanmakta zorlansak da. Ben başka bir metafor kullanmak istiyorum.
1924 yılı Ocak ayında Lenin ölümsüzlüğe uğurlandığında, onun için Bolşevikler "Dağ Kartalı" demişlerdi. Ve eklemişlerdi: "... sıradan önderlerin bir tanesi değil de, aksine daha yüksek tipte bir önder, mücadelede korku tanımayan ve partiyi Rus Devrimci Hareketinin bilinmez yolunda cesaretle götüren bir dağ kartalı olarak görünüyordu." Kartallar birçok ulus bakımından gücü ve özgürlüğü sembolize eder çoğu kez.
Kürtler bakımından ise bu familyadan olan kuşlar hep sevilmiş, sahiplenilmiş, benimsenmiştir. Birçok Kürt hareketinin ambleminde, yüksek ihtimalle bu nedenle yer alırlar. Belki de bu durum sömürge bir ulusun özgürlüğe duyduğu sevgi ve hasretin sonucudur. Yeryüzünde aradıkları özgürlüğü gökyüzünün zirvelerinde sınırsızca uçan bu özgür kuşlarda bulmuşlardır, kim bilir...
İşte bir Kürt komünist önderi olan Baran Serhat yoldaşın bu tip kuşlara olan tutkusu buradan gelmektedir. Fakat bizim için o, bir kartal gibi yaşayan, onun gibi yükseklerde uçan, her daim en uzak ufukları görebilen ve o ufukların sonundaki güzellikleri anlatabilen bir yoldaştı. Tabii ki sadece gördüklerini anlatmazdı. Bizleri o güzellikler için yola çıkaran, yol gösteren, yolda öncülük eden önder bir Dağ Kartalıydı.
Her zaman, yoldaşlarını burjuvazinin her türlü -özellikle ideolojik- saldırılarına karşı koruyan, bizlere düşmanın nerelerden gelebileceğini anlatan, nasıl sızabileceğini gösterendi. Nasıl ki düşmanlarından korumak için en yüksek kayalıklara taşırsa kartal yavrularını, yoldaş da yoldaşları için öyle yapardı. Bizi ideolojik bakımdan güçlendirir, meselenin en sarp kayalıklarına çıkarıp korurdu. Zayıf düşeni, yorulanı hiçbir zaman yolda bırakmazdı, ideolojik güç veren ve ayağa kaldırandı. Her zorluğun onda bir çıkış yolu olurdu. Devrimcinin aklı ve iradesi birleştiğinde başaramayacağı eylem olmadığını gösterendi.
Bir örgüt insanı nasıl yaşar, partizanca nasıl yürünür sorusuna en net cevaptı yoldaş. Kuvveti partiden almak gerektiğini, güçsüzlüğün örgütsüzlükle ilgili olduğunu söyleyendi. Hiçbir gerilikle uzlaşmadan, yarına bırakmadan dövüşendi. Fakat bir yoldaşının sebebsiz incinmesine de izin vermeyendi. Örgütün her işiyle, her sorunuyla ilişkilenirken, yorulmayan bir enerjiydi. Her ne olursa olsun, 10 dakikalık konuşmaları bile yoldaşlarına güç verirdi. Her duygudan anlar, her duyguya hitap ederdi. O yoldaşlarında birer aynaydı, kendi güzelliğinin yansıdığı.
Bir devrimcinin, hangi görev ve sorumluluğa sahip olursa olsun, esas özelliklerinden birinin mütevazılık ve alçakgönüllülük olduğunun resmiydi. Bir gerilla gibi yaşayıp önder bir komutan olunabileceğini gösterendi. Fakat yoldaş, mütevazılığı kadar, eylemde ve örgütte de bir o kadar iddalıydı. İddiasız devrimcilik onun için zayıf devrimcilikti. Bu yüzden o, hiçbir koşulda vazgeçmeyendi. Adanmışlığın ve feda ruhunun önderiydi. Zamanını, aklını ve yüreğini bir bütün devrime sunan, başka bir dünyası olmayandı.
Ezilen ulusun komünist bir üyesi olarak, aynı zamanda güçlü bir yurtseverdi. Kürdistan düşleri onda memleketinin çiçekleriyle buluşurdu. Bir Kürt devrimi olarak doğan Rojava devrimine bu coşkuyla önderlik edendi. O, Rojava devrimini tariflerken bu coşkusunu, "Emperyalist kapitalist dünyanın kirinden-pasından kurtulmak isteyenler için Rojava güzel bir arınma mekanıdır. Mutlu insanlık için, mütevazı bir neşe pınarıdır" şeklinde belirtmişti. Sosyalist Kürdistan onda güzel bir özlemdi. Kürdistan'ın hangi parçası olursa olsun onun memleketiydi. Yoldaş bizim Kürdistani yanımızdı. Nasıl sosyalist yurtsever olunur, onu gösterendi. Bir komünist kendi halkını neden sevmeli sorusuna en güzel yanıttı. Sömürgeciliğin yok etmeye çalıştığı büyük bir ulusun sosyalist önderiydi.
Güçlü bir genelkurmaydı. Askeri bilgisiyle yol gösteren, savaşçılarına savaşma azmini verendi. Düşmanın zor kullanılmadan yıkılmayacağını gösterendi. Her devrimci hamlede önde olandı. Savaşçı kuvvetini hazırlayan, onun savaştaki en büyük silahı olan moral değerlerini yüksek tutmayı bilendi. Bir savaşta hangi taktiğin hangi anda öne geçmesi gerektiğini gören ve öğretendi. Silaha hakimiyetin ancak ve ancak ideolojik derinlikle gerçekleşebileceğini anlatan ve kavratandı.
Halkın gücüne ve iradesine yüksek bir güvene sahipti. En zor koşullarda bile en ufak bir hareketin nasıl umut taşıdığını anlatandı. "Umut hep var" sözünün cisimleştiği yürekti. Kitlelerin devrimci öfkesinin partiyle buluşacağına inancı tamdı. Sosyalizm idealimizin ne kadar yakın olduğunu kavratandı. Burjuva tasfiyeci dalganın görünür görünmez her biçimiyle savaşmayı bilendi. Biz yoldaşlarının bu anlamda zayıfladığını gördüğü anlarda ise müdahale eden, umut aşılayandı. Sınıf kini ve proleter ruhu yüksek bir yoldaştı. Dostu düşmanı ayırt etmeyi gösterendi. Bir karıncanın incinmemesini, fakat düşman kalelerinin yerle bir edilmesi gerektiğini söyleyendi.
Politik ve teorik aklımızdı. Siyasal ufkumuzun yetişmediği anlarda, gelişen süreçlerin nereye evrilebileceğini, hangi yönden yürünmesi gerektiğini bilendi. Ayrıntıları fark eden, sonuçlar çıkarmamızı sağlayandı. O, Bolşeviklerin söylediği sözle, "bilinmez yollarda" hangi yöne "cesaretle" gidileceğini görendi ve bizlere gösterendi. Zifiri karanlık gecelerde ışığımız, dalgalı denizlerde rotamızı veren şaşmaz pusulamızdı.
Elbette yoldaşın birçok özelliğini daha ifade edebiliriz. Fakat, dünya devrim tarihinde yıldızlaşarak yerlerini alan diğer devrimci önderler gibi, her özelliği bir eğitim konusudur. Bu özellikleriyle ilgili sayfalarca yazılabilir. Ama özet olarak, başlarken söylemiş olduğumuzu yinelersek yanılmayız. Baran yoldaşın anadilinde söylersek, "Ew jî qertelê çiyayê me bû", yani "O da bizim dağ kartalımızdı". Bize düşense, Dağ Kartalımızın ideallerini zafere ulaştırmak için yoldaşın silahını kaldırarak faşizmle savaşmak olmalıdır. Ancak böyle, "silahımızın son mermisine ve kalbimizin son vuruşuna kadar savaşacağımıza" dair içtiğimiz yeminler yerlerini bulur.


Deniz Efendepeşi