Başyazı: Birleşik Devrimci Mücadele Ve Militan Çizgi
Share on Facebook Share on Twitter
 
Diğer yazılar
 

 

Ekim - Kasım 2011 /Partinin Sesi / Sayı: 68


Sömürgeci faşist rejimin topyekün saldırı konseptine karşı birleşik bir mücadele cephesini geliştirmenin yaşamsal önem ve aciliyeti daha da artmıştır. Birleşik bir devrimci mücadele cephesinin yaratılması, dün olduğu gibi bu gün de, anti-sömürgeci ve antifaşist mücadelenin en kritik sorunudur. Sorun en başta ve her şeyden önce stratejik denge durumundaki Kürt ulusal özgürlük devrimi bakımından böyledir. Ama açıktır ki, Batı da ki devrimci gelişmenin yalnızca bu gününü değil, geleceğini de belirlemektedir. Bütün gelişmeler, Türkiye devriminin gelişiminin Kürdistan devriminin bu eşiğinin başarısından geçtiğini fazlasıyla doğrulamaktadır.
Kürdistan ulusal özgürlükçü devrimi, hemen tümüyle kendi özgücüyle gidebileceği yere tırmanmasına rağmen, Batıda ikinci bir devrimci cephe açılamadığından, uzun yıllardır oluşmuş bulunan stratejik denge durumunu bir türlü aşamamaktadır. Türkiye'de hareketin gelişimi bir türlü devrimsel bir sıçramaya yükselmediği için de Kürdistan devrimi büyük ölçüde yalnızlaşmıştır. Bölge çapında yol açtığı muazzam devrimci sonuçlara rağmen bölgesel ittifaklar bakımından da benzer bir durum söz konusudur. Hemen bütünüyle kendi olanakları, kendi gücüyle ayakta kalan, kahramanca direnen ve bütün engellere ve kuşatmalara rağmen yürümeyi başaran bir halk, bir parti, bir gerilla ve bir devrim. Birleşik devrimimizin yükünü bu güne kadar esasen Kürt halkı ve onun örgütlü güçleri çekmektedir. Bu durum, Kürdistan ulusal özgürlükçü devrimimizin güçlü bir yanı olurken, Türkiye devriminin ve dolayısıyla birleşik devrimimizin de en zayıf yanıdır.
Kürdistan'ın dört parçasında yaşanan gelişmeler Kürt sorunun çözümünde etki eden gelişmeler olarak Kuzey Kürdistan'ı her zamankinden daha fazla etkilemektedir. Güneybatı Kürdistan'daki gelişmeler, özelliklede Kürt halkının Esad rejimini Kürt sorununu çözmek için adım atmaya zorlaması bütün bir bölgedeki güç-kuvvet ilişkileri ve dengeleri olduğu kadar ama özellikle de Kuzey Kürdistan'daki devrimci gelişmeyi güçlendirmekte ve Kuzey Kürdistan'ı doğal olarak giderek daha fazla öne çıkarmaktadır. Bu durum ABD'nin bölge politikalarını etkilediği kadar, sömürgeci faşist Türk burjuva rejimini de dolaysız bir şekilde etkilemekte ve hatta bölge politikalarında giderek daha fazla belirleyici bir rol oynamaktadır. Özellikle Kürt sorununda daha fazla zorlanan ve fakat adım da atmayan, atamayan sömürgeci faşist diktatörlük, sorunu çözmek için adım atıyor görüntüsüyle AKP hükümeti ile kendini tahkim etmeye yöneliyor. Yeni bir sömürgeci imha saldırı konseptinin anlamı budur.
Söz konusu konsept sadece güncel sonuçları bakımından değil, stratejik bakımdan da yalnızca K. Kürdistan ulusal özgürlükçü devrimimiz için değil, birleşik devrimimiz için de oldukça önemlidir. Kürt sorununda kimin kazanacağı sorunu, sömürgeci inkar ve imha rejiminin savaş iradesini Batı'da aşındırma ve kırma sorunu olarak yaşamsal önem kazanmaktadır. Bu gerçek anlaşılmadığı sürece, ne Kürt sorunu ve Kürdistan ulusal özgürlükçü devrimiyle doğru ilişkilenilebilir ve ne de Batı'da devrimci gelişmenin önü açılabilir ve hareket devrimsel bir düzeye sıçratılabilir.
Dün olduğu gibi bu gün de Batı'da devrimci bir gelişmenin sağlanması ya da aynı anlama gelmek üzere Batı'da ikinci bir devrimci cephenin açılması temel önemdedir. Batıda işçi ve emekçi kitlelerin tepki ve hoşnutsuzluğu, eylem ve direnişleri bir devrimci kitle dalgasına dönüşemediği, devrimci ve komünist parti, örgüt ve çevreler bir türlü kitleselleşme eşiğini aşamadıkları gibi, harekete ve süre gelen duruma müdahale çabaları da yeterli olamamaktadır. Kitle hareketi, kitlelerin tepki, öfke ve hoşnutsuzluğu örgütsüz, dağınık ve parçalıdır. İlerici, devrimci ve komünist güçlerin ayrı ayrı müdahale çabaları durumu tersine çevirmeye, hareketi birleştirmeye ve devrimci bir güç odağı yaratmaya yetmemektedir. Batı'da bir devrimci odağın oluşturulması, mücadeleyi ortaklaştıracağı ve cepheleştireceği gibi, Kürt ulusal demokratik hareketiyle aynı ortak zeminde buluşmasını ve birleşik bir mücadele zemininin yaratılmasını da güçlendirecektir. Demek ki, K. Kürdistan ve Türkiye'de mücadelenin ortaklaşmaması, mücadele halindeki bütün ilerici, devrimci ve komünist kuvvetleri güçten düşürmekte ve zayıflatmaktadır. Açıktır ki, birleşik devrimimiz bakımından bir türlü aşılamayan bu zaaflı durum, aşıldığı ölçüde Kürdistan'daki ve Türkiye'deki mücadele hem ayrı ve hem de birlikte daha da gelişecek ve birleşik devrimimizin sonuç alıcı gücü kendisini hemen ve çok daha güçlü hissettirecektir.
Adına ne denirse densin (cephe, meclis, hareket, komite, vb.), önemli olan hem Türkiye'deki ve hem de Türkiye ve Kürdistan'daki mücadeleyi ortak bir potada birleştirebilecek bir yönelimin pratikleştirilmesidir. Sömürgeci inkar ve imha rejimine, faşist diktatörlüğe, başta ABD gelmek üzere emperyalist barbarlık ve saldırganlık sistemine karşı, barış, özgürlük, kardeşlik ve eşitlik için, yani ortak hedef ve düşmana karşı birlikte hareket edebilecek bütün güçlerin (parti, örgüt, çevre, kitle örgütleri, ezilen ulus ve ulusal azınlık ve mezhep grupları, vb), mücadeleyi ortaklaştırmaları ve yükseltmeleridir. Bu yeni birleşik mücadele örgütü ve yönelimi, bileşenlerinin ‘'yukarıdan'' kararıyla oluşturulsa bile, o, esasen işçi, emekçi ve ezilen sınıf ve toplumsal tabakaların ‘'aşağıdan'' devrimci girişkenliğinin bir ifadesi olarak adım adım fabrikalarda, semtlerde, işçi havzalarında, köylerde geliştirilmelidir. Yani daha çok aşağıdan bir taban hareketi olarak cepheleştirilmesi yolundan yürünmelidir. Rolünü de ancak o zaman oynayabilir. Bu cepheleşme ekseni işçi, emekçi ve ezilen toplumsal sınıf ve katmanlara dayalı olacağı gibi, Kürt ve Türk halkının kardeşliği ve mücadele ortaklığını hedefleyerek ilerleyecektir.
Her halükarda bu oluşum cephesel bir karakter taşır ve de taşımak zorundadır. Zira bu, belli bir gurubun değil, çok değişik çevre ve güçlerin belli somut hedef ve istemler üzerinde anlaştıkları bir birleşik halk hareketidir, bir birleşik halk örgütlenmesidir. Her kesin kendi bağımsız siyasal kimliğini ve örgütsel duruşunu koruma hakkı her türlü tartışmanın dışındadır. ‘'Eylemde Birlik, Propaganda Ve Ajitasyonda Serbestlik İlkesi'' esastır. Bu ilke kendini dayatma olarak anlaşılamaz. Tam tersine ortak düşmana karşı belirlenen hedefler için birlikte yürüme ve ortak iş yapma çaba ve yönelimi esastır. Aksi halde ayrılıkları öne çıkararak, birlikte iş yapmayı olanaksızlaştırmak olur ki, bu devrimci hareketimizin geleneksel grupçuluğunu, ilkesiz ayrılıkçılığını sürdürmek demektir ve kabul edilemez.
Geniş anlamıyla devrimci hareketimizin etkisiz, dağınık ve parçalı duruşuna son vererek, ortak bir mücadele cephesini yaratmak ve bir birleşik halk-ezilenler cephe örgütlenmesi düzeyine yükseltmek, kısacası örgütlü bir devrimci odak haline gelmek, sürdürülmekte olan birlik-cephe çalışmalarının temel yönelimi olmalıdır. Bu bakımdan sorunun ayırt edici temel bir yanı, işçi, emekçi ve tüm ezilen toplumsal kesimlere seslenebilmesidir. Alevi, Kürt, Türk gibi değişik kültürel, dinsel, ulusal emekçi kitlelere birleşik hitap edebilmeyi, güven verebilmeyi başarmalıdır. Bu anlamda özellikle emekçi semtlerinde hegemonya mücadelesi yürütmek ve otorite alanları oluşturmak, fiili meşru mücadele çizgisini geliştirmek önemlidir.
Dağınık, kendiliğinden gelişen kitle hareketlerine müdahale düzeyindeki sınırlılıkları ve yetmezlikleri birleşik bir güçle aşmak, bu hareketlerle buluşmanın ortak kanallarını yaratmak, araç ve biçimleri bu görüş açısıyla çeşitlendirmek yeni cephesel oluşumun görevleri arasındadır. Hareketsiz, şovenizmin ve kirli savaşın alıklaştırdığı kitleyi yönlendirmek ve doğru hedeflerle savaştırmak, meclis, konsey, komite, vb. her nasıl adlandırılırsa adlandırılsın birleşik güçlerin özel olarak üzerinde çalışıp geliştirmeleri gereken sorunlar arasındadır.
Yerel oluşumları güçlendirmek, her yereli bir merkez konumuna getirmek, birleşik mücadelenin geliştirilmesi temel önemdeki bir diğer sorundur. Birleşik güçler, kesimsel alanların nabzını tutma konusunda sınırlarını aşmaya yönelmelidirler. Yerel ve ya kesimsel kimi gündemler, merkezi bir kampanyadaki gibi etkin şekilde yereller tarafından ele alınmalıdır. Yerel ve bölgesel başkaldırılara hazırlanma, genel grev - genel direnişi örgütleme, bu görüş açısıyla gelişmelere müdahale etme yeni cephesel oluşumun temel bir yönelimini oluşturabilmelidir.
Yeni cephesel oluşum her halükarda daha ileri, güçlü ve birleşik bir devrimci mücadele gücü ve yöneliminin bir ifadesi olmalıdır, olmak zorundadır. O, güçlerin aritmetik bir toplamı değil, organik bir bileşimi olduğunu bizzat politik mücadelede tarzı ve önderlik anlayışıyla, mücadele ve örgüt araç ve biçimleriyle kurduğu ilişkiyle, kapsayıcılığıyla, sorunları ele alma ve çözme iradesiyle, eyleminin ve örgütlenmesinin gücü ve çapıyla göstermelidir. Onu bir devrimci birleşik odak haline getirecek olan da bizzat budur.
Bu cepheleşmenin militan devrimci bir çizgide yürütülmesi ve oluşturulması, birleşik mücadelenin bir diğer önemli ihtiyacıdır. Cepheleşme, taktikleri, mücadele araçları ve siyasi hedefleriyle işçi sınıfı, emekçiler ve ezilenlerin devrimci şiddetini örgütleyebilmeyi, hazırlamayı ve açığa çıkarmayı hedeflemelidir. Zaten K. Kürdistan'da "Devrimci halk savaşı"nın bir bileşeni görülen "serhildanlar", militan devrimci kitle mücadelesinin deneyleriyle doludur. Batı'da, faşist rejimin karşıdevrimci şiddeti ve kuşatmasına karşı kitlelerin kendi öz savunma araçları ve örgütlenmeleri, fiili meşru mücadele araçları ve biçimleri olacaktır. Taksim'in 1 Mayıs Meydanı böyle kazanıldı. Bu kazanım militan kitle mücadelesinin bir ürünüdür. Bu kitle mücadelesi aynı zamanda, rutinleşen ve siyasal kitle mücadelesini frenleyen basın açıklamalarının da dışına çıkmalı, alanlarda, fabrikalarda, semtlerde, okullarda mücadelenin her alanında emekçi kitleleri kucaklayan ve protestoculuğu aşan hükümeti ve sermayeyi zora sokan bir düzeyde yürütülmelidir.

 

 

Arşiv

 

2019
Aralık Kasım
Temmuz Mayıs
2018
Ekim Ocak
2017
Kasım Ağustos
Mayıs Şubat
2016
Eylül Temmuz

 

Başyazı: Birleşik Devrimci Mücadele Ve Militan Çizgi
fc Share on Twitter
 

 

Ekim - Kasım 2011 /Partinin Sesi / Sayı: 68


Sömürgeci faşist rejimin topyekün saldırı konseptine karşı birleşik bir mücadele cephesini geliştirmenin yaşamsal önem ve aciliyeti daha da artmıştır. Birleşik bir devrimci mücadele cephesinin yaratılması, dün olduğu gibi bu gün de, anti-sömürgeci ve antifaşist mücadelenin en kritik sorunudur. Sorun en başta ve her şeyden önce stratejik denge durumundaki Kürt ulusal özgürlük devrimi bakımından böyledir. Ama açıktır ki, Batı da ki devrimci gelişmenin yalnızca bu gününü değil, geleceğini de belirlemektedir. Bütün gelişmeler, Türkiye devriminin gelişiminin Kürdistan devriminin bu eşiğinin başarısından geçtiğini fazlasıyla doğrulamaktadır.
Kürdistan ulusal özgürlükçü devrimi, hemen tümüyle kendi özgücüyle gidebileceği yere tırmanmasına rağmen, Batıda ikinci bir devrimci cephe açılamadığından, uzun yıllardır oluşmuş bulunan stratejik denge durumunu bir türlü aşamamaktadır. Türkiye'de hareketin gelişimi bir türlü devrimsel bir sıçramaya yükselmediği için de Kürdistan devrimi büyük ölçüde yalnızlaşmıştır. Bölge çapında yol açtığı muazzam devrimci sonuçlara rağmen bölgesel ittifaklar bakımından da benzer bir durum söz konusudur. Hemen bütünüyle kendi olanakları, kendi gücüyle ayakta kalan, kahramanca direnen ve bütün engellere ve kuşatmalara rağmen yürümeyi başaran bir halk, bir parti, bir gerilla ve bir devrim. Birleşik devrimimizin yükünü bu güne kadar esasen Kürt halkı ve onun örgütlü güçleri çekmektedir. Bu durum, Kürdistan ulusal özgürlükçü devrimimizin güçlü bir yanı olurken, Türkiye devriminin ve dolayısıyla birleşik devrimimizin de en zayıf yanıdır.
Kürdistan'ın dört parçasında yaşanan gelişmeler Kürt sorunun çözümünde etki eden gelişmeler olarak Kuzey Kürdistan'ı her zamankinden daha fazla etkilemektedir. Güneybatı Kürdistan'daki gelişmeler, özelliklede Kürt halkının Esad rejimini Kürt sorununu çözmek için adım atmaya zorlaması bütün bir bölgedeki güç-kuvvet ilişkileri ve dengeleri olduğu kadar ama özellikle de Kuzey Kürdistan'daki devrimci gelişmeyi güçlendirmekte ve Kuzey Kürdistan'ı doğal olarak giderek daha fazla öne çıkarmaktadır. Bu durum ABD'nin bölge politikalarını etkilediği kadar, sömürgeci faşist Türk burjuva rejimini de dolaysız bir şekilde etkilemekte ve hatta bölge politikalarında giderek daha fazla belirleyici bir rol oynamaktadır. Özellikle Kürt sorununda daha fazla zorlanan ve fakat adım da atmayan, atamayan sömürgeci faşist diktatörlük, sorunu çözmek için adım atıyor görüntüsüyle AKP hükümeti ile kendini tahkim etmeye yöneliyor. Yeni bir sömürgeci imha saldırı konseptinin anlamı budur.
Söz konusu konsept sadece güncel sonuçları bakımından değil, stratejik bakımdan da yalnızca K. Kürdistan ulusal özgürlükçü devrimimiz için değil, birleşik devrimimiz için de oldukça önemlidir. Kürt sorununda kimin kazanacağı sorunu, sömürgeci inkar ve imha rejiminin savaş iradesini Batı'da aşındırma ve kırma sorunu olarak yaşamsal önem kazanmaktadır. Bu gerçek anlaşılmadığı sürece, ne Kürt sorunu ve Kürdistan ulusal özgürlükçü devrimiyle doğru ilişkilenilebilir ve ne de Batı'da devrimci gelişmenin önü açılabilir ve hareket devrimsel bir düzeye sıçratılabilir.
Dün olduğu gibi bu gün de Batı'da devrimci bir gelişmenin sağlanması ya da aynı anlama gelmek üzere Batı'da ikinci bir devrimci cephenin açılması temel önemdedir. Batıda işçi ve emekçi kitlelerin tepki ve hoşnutsuzluğu, eylem ve direnişleri bir devrimci kitle dalgasına dönüşemediği, devrimci ve komünist parti, örgüt ve çevreler bir türlü kitleselleşme eşiğini aşamadıkları gibi, harekete ve süre gelen duruma müdahale çabaları da yeterli olamamaktadır. Kitle hareketi, kitlelerin tepki, öfke ve hoşnutsuzluğu örgütsüz, dağınık ve parçalıdır. İlerici, devrimci ve komünist güçlerin ayrı ayrı müdahale çabaları durumu tersine çevirmeye, hareketi birleştirmeye ve devrimci bir güç odağı yaratmaya yetmemektedir. Batı'da bir devrimci odağın oluşturulması, mücadeleyi ortaklaştıracağı ve cepheleştireceği gibi, Kürt ulusal demokratik hareketiyle aynı ortak zeminde buluşmasını ve birleşik bir mücadele zemininin yaratılmasını da güçlendirecektir. Demek ki, K. Kürdistan ve Türkiye'de mücadelenin ortaklaşmaması, mücadele halindeki bütün ilerici, devrimci ve komünist kuvvetleri güçten düşürmekte ve zayıflatmaktadır. Açıktır ki, birleşik devrimimiz bakımından bir türlü aşılamayan bu zaaflı durum, aşıldığı ölçüde Kürdistan'daki ve Türkiye'deki mücadele hem ayrı ve hem de birlikte daha da gelişecek ve birleşik devrimimizin sonuç alıcı gücü kendisini hemen ve çok daha güçlü hissettirecektir.
Adına ne denirse densin (cephe, meclis, hareket, komite, vb.), önemli olan hem Türkiye'deki ve hem de Türkiye ve Kürdistan'daki mücadeleyi ortak bir potada birleştirebilecek bir yönelimin pratikleştirilmesidir. Sömürgeci inkar ve imha rejimine, faşist diktatörlüğe, başta ABD gelmek üzere emperyalist barbarlık ve saldırganlık sistemine karşı, barış, özgürlük, kardeşlik ve eşitlik için, yani ortak hedef ve düşmana karşı birlikte hareket edebilecek bütün güçlerin (parti, örgüt, çevre, kitle örgütleri, ezilen ulus ve ulusal azınlık ve mezhep grupları, vb), mücadeleyi ortaklaştırmaları ve yükseltmeleridir. Bu yeni birleşik mücadele örgütü ve yönelimi, bileşenlerinin ‘'yukarıdan'' kararıyla oluşturulsa bile, o, esasen işçi, emekçi ve ezilen sınıf ve toplumsal tabakaların ‘'aşağıdan'' devrimci girişkenliğinin bir ifadesi olarak adım adım fabrikalarda, semtlerde, işçi havzalarında, köylerde geliştirilmelidir. Yani daha çok aşağıdan bir taban hareketi olarak cepheleştirilmesi yolundan yürünmelidir. Rolünü de ancak o zaman oynayabilir. Bu cepheleşme ekseni işçi, emekçi ve ezilen toplumsal sınıf ve katmanlara dayalı olacağı gibi, Kürt ve Türk halkının kardeşliği ve mücadele ortaklığını hedefleyerek ilerleyecektir.
Her halükarda bu oluşum cephesel bir karakter taşır ve de taşımak zorundadır. Zira bu, belli bir gurubun değil, çok değişik çevre ve güçlerin belli somut hedef ve istemler üzerinde anlaştıkları bir birleşik halk hareketidir, bir birleşik halk örgütlenmesidir. Her kesin kendi bağımsız siyasal kimliğini ve örgütsel duruşunu koruma hakkı her türlü tartışmanın dışındadır. ‘'Eylemde Birlik, Propaganda Ve Ajitasyonda Serbestlik İlkesi'' esastır. Bu ilke kendini dayatma olarak anlaşılamaz. Tam tersine ortak düşmana karşı belirlenen hedefler için birlikte yürüme ve ortak iş yapma çaba ve yönelimi esastır. Aksi halde ayrılıkları öne çıkararak, birlikte iş yapmayı olanaksızlaştırmak olur ki, bu devrimci hareketimizin geleneksel grupçuluğunu, ilkesiz ayrılıkçılığını sürdürmek demektir ve kabul edilemez.
Geniş anlamıyla devrimci hareketimizin etkisiz, dağınık ve parçalı duruşuna son vererek, ortak bir mücadele cephesini yaratmak ve bir birleşik halk-ezilenler cephe örgütlenmesi düzeyine yükseltmek, kısacası örgütlü bir devrimci odak haline gelmek, sürdürülmekte olan birlik-cephe çalışmalarının temel yönelimi olmalıdır. Bu bakımdan sorunun ayırt edici temel bir yanı, işçi, emekçi ve tüm ezilen toplumsal kesimlere seslenebilmesidir. Alevi, Kürt, Türk gibi değişik kültürel, dinsel, ulusal emekçi kitlelere birleşik hitap edebilmeyi, güven verebilmeyi başarmalıdır. Bu anlamda özellikle emekçi semtlerinde hegemonya mücadelesi yürütmek ve otorite alanları oluşturmak, fiili meşru mücadele çizgisini geliştirmek önemlidir.
Dağınık, kendiliğinden gelişen kitle hareketlerine müdahale düzeyindeki sınırlılıkları ve yetmezlikleri birleşik bir güçle aşmak, bu hareketlerle buluşmanın ortak kanallarını yaratmak, araç ve biçimleri bu görüş açısıyla çeşitlendirmek yeni cephesel oluşumun görevleri arasındadır. Hareketsiz, şovenizmin ve kirli savaşın alıklaştırdığı kitleyi yönlendirmek ve doğru hedeflerle savaştırmak, meclis, konsey, komite, vb. her nasıl adlandırılırsa adlandırılsın birleşik güçlerin özel olarak üzerinde çalışıp geliştirmeleri gereken sorunlar arasındadır.
Yerel oluşumları güçlendirmek, her yereli bir merkez konumuna getirmek, birleşik mücadelenin geliştirilmesi temel önemdeki bir diğer sorundur. Birleşik güçler, kesimsel alanların nabzını tutma konusunda sınırlarını aşmaya yönelmelidirler. Yerel ve ya kesimsel kimi gündemler, merkezi bir kampanyadaki gibi etkin şekilde yereller tarafından ele alınmalıdır. Yerel ve bölgesel başkaldırılara hazırlanma, genel grev - genel direnişi örgütleme, bu görüş açısıyla gelişmelere müdahale etme yeni cephesel oluşumun temel bir yönelimini oluşturabilmelidir.
Yeni cephesel oluşum her halükarda daha ileri, güçlü ve birleşik bir devrimci mücadele gücü ve yöneliminin bir ifadesi olmalıdır, olmak zorundadır. O, güçlerin aritmetik bir toplamı değil, organik bir bileşimi olduğunu bizzat politik mücadelede tarzı ve önderlik anlayışıyla, mücadele ve örgüt araç ve biçimleriyle kurduğu ilişkiyle, kapsayıcılığıyla, sorunları ele alma ve çözme iradesiyle, eyleminin ve örgütlenmesinin gücü ve çapıyla göstermelidir. Onu bir devrimci birleşik odak haline getirecek olan da bizzat budur.
Bu cepheleşmenin militan devrimci bir çizgide yürütülmesi ve oluşturulması, birleşik mücadelenin bir diğer önemli ihtiyacıdır. Cepheleşme, taktikleri, mücadele araçları ve siyasi hedefleriyle işçi sınıfı, emekçiler ve ezilenlerin devrimci şiddetini örgütleyebilmeyi, hazırlamayı ve açığa çıkarmayı hedeflemelidir. Zaten K. Kürdistan'da "Devrimci halk savaşı"nın bir bileşeni görülen "serhildanlar", militan devrimci kitle mücadelesinin deneyleriyle doludur. Batı'da, faşist rejimin karşıdevrimci şiddeti ve kuşatmasına karşı kitlelerin kendi öz savunma araçları ve örgütlenmeleri, fiili meşru mücadele araçları ve biçimleri olacaktır. Taksim'in 1 Mayıs Meydanı böyle kazanıldı. Bu kazanım militan kitle mücadelesinin bir ürünüdür. Bu kitle mücadelesi aynı zamanda, rutinleşen ve siyasal kitle mücadelesini frenleyen basın açıklamalarının da dışına çıkmalı, alanlarda, fabrikalarda, semtlerde, okullarda mücadelenin her alanında emekçi kitleleri kucaklayan ve protestoculuğu aşan hükümeti ve sermayeyi zora sokan bir düzeyde yürütülmelidir.