Erkek Egemenliğine Karşı Mücadelede Cins Bilinçli Kolektif Özne
Share on Facebook Share on Twitter

 
Diğer yazılar
 

 

 Partinin Sesi / Temmuz - Ağustos / Sayı 97

 

Öğretilmiş erkek egemenliği, tarih boyunca göreneklerle, geleneklerle, devlet aygıtları ve aile kurumlarıyla günümüze dek aktarılagelmiş. O kadar derinlere işlemiş, o kadar kanıksanmış ki, davranış ve duygularımızla bağını kurabilmek, buna ikna olabilmek için bir zihniyet dev­ rimi, bireysel iç aydınlanma süreci gerekmekte. Onu değiştirmek ise ancak iyi silahlanılmış uzun bir mücadelenin sonucunda açığa çıkacak başka bir devrimle mümkün.
Hal böyle iken, devrimci değişim/ dönüşümü dışarıdan bir itilimle, kişinin kendinde var olan erkek egemen alışkanlıklara karşı mücadeleyi kendi dışında görerek, bu mücadeleyi yalnızca kadın yoldaşlara havale ederek kurduğu bir ilişki biçimiyle ve ruhuyla sağlamak ne kadar mümkündür? Partide kadın iradesi merkezli yürütülen erkek egemenliğine karşı mücadeleyle bütünlük içerisinde, bir stratejiye bağlı kolektif öznel mücadele yürütülmeksizin, bu sorun karşısında sürekli yerimizde saymaktan öteye geçmenin koşulu var mıdır? Erkek egemenliğine karşı mücadele değil sadece, sorunun öznesi tarafından gereken ilgi ve planlı bir mücadele olmaksızın herhangi bir sorunun çözüme kavuşması mümkün müdür? Kısmi, biçimsel değişikliklerin fazlası bu koşullarda olanaklı olabilir mi? Bu fikrin alt metni, kadınların bu konuya müdahil olmasından duyulan rahatsızlıktan kaynaklı erkeklerin kendi sorunlarını kendilerinin çözmesini istemek gibi basit bir zihniyet değildir. Dikkat çekilmek istenen şey, kolektif özneleşmektir. Bu meseleyle mücadele konusunda yeterince ilgi göstermeyen partinin erkek yarısının bir kısmının, ekonomiyi, sosyalizmi, felsefeyi, politikayı vs. incelemek, öğrenmek için ayırdığı zaman, emek ve çabayı, bizzat öznesi olduğu bir sorunun çözümü için de ayırması gerektiği fikrini pekiştirmektir. Partinin bu konuda gösterdiği hassasiyetle uyumlu bir davranış içerisine girmek şarttır. Komünist erkeğin öğretilmiş erkek egemenliğinden arınmak için mücadele etmek zorunda olduğu, karşılaştığı sorunları çözmekte partinin kadın iradesinin öğretileri ve yön göstericiliği doğrultusunda kendisini birinci derecede sorumlu görmesi gerektiği, günümüz devrimciliğinin bünyesinde gerici bir ''erkek'' sorunu bulunduğunu kavraması gerekir.
Bu meseledeki mücadeleyi yalnızca kadınlara havale ederek, ''kadınlar beni değiştirsin''e denk gelecek, kendi sorumluluklarının farkında olmayan ve duyarlılık göstermeyen bir yaklaşım bir komüniste yakışmayacak derecede sorumsuzca değil midir? Partinin erkek yarısı kadın cephesindeki tüm pratik görevlerden eşit bir şekilde sorumludur. Kendimize soralım: ne sıklıkla dışarıdan bir etkiyle veya etki olmaksızın davranışlarımızın, düşünce ve yaklaşımlarımızın erkek egemenliğiyle bağını sorguluyoruz ve bunu bir iç mücadele konusu haline dönüştürüyoruz?
Karşılaştığımız bu sorunun çözümü için ne kadar zaman ve emek harcıyoruz? Bu, bizim konuya ilgimizin ve özneleşmemizin bir ölçütü olabilir. Sıklıkla farkına varamadığımız davranışlarımızın eleştirilmesiyle karşılaşmak ve neden eleştirildiğimizi dahi zaman zaman anlamamak ise bu
konuya ilgisizliğimizin ve dışarıdanlığımızın bir ölçütü olabilir.
İyi anlaşılması gereken bir konu var burada. Özneleşmekten kast edilen, klasik bir erkek davranışı olan bütün dizginleri ele almak değildir. Doğru özneleşmek partinin kolektif iradesinin işaret ettiği rotaya yüzünü dönmek ve yürüyerek ilerlemektir. Bunun tersi ise sürüklenmek, dirençler göstermek, adeta gösterilen yöne sırtını dönmektir. Bu soyutlanmış ifade, belki ilk bakışta kendimizden uzak ve kendi pratiğimizle pek özdeşleştiremediğimiz bir şekilde görünebilir. Ama bir çok davranışımızı ve tutumumuzu biraz yakından incelediğimizde, soyutlamanın yerini bulduğunu görebiliriz.
Partinin erkek yarısının, 4. kongre sonrası süreçte, her ne kadar gelişme eşitsiz olmuş olsa da, önemli bölümünün öğretilmiş erkek egemenliğine karşı mücadele konusunda komünist kadınların mücadelesiyle, ayaklarını sürüyerek, sürüklenerek, ite kaka ilerlemeye zorlanarak yol kat ettiğini
görmek gerekiyor. Bu anlamıyla sancılı geçen sürecin, erkek yoldaşlarda ancak çok ağır bir gelişme süreci açığa çıkardığı ortadadır. Öğretilmiş erkek egemenliğine karşı mücadelede özneleşmek, artık geçmişte kalması gereken, ayak sürüyerek ve sürüklenerek ilerleme durumunu aşmaktır. Bu aşamayı, bir sıçrama aşaması olarak nitelemek isabetli olur. Bu konudaki sorumluluklarının farkına varıp, aslında bu konunun gelinen aşamada komünist birey olmanın temel sorunlarından biri olduğunu anlamak gerekir.
Erkek egemenliğine karşı mücadelede ana darbenin doğrultusu benmerkezci ''iktidar'' ve ''egemenlik'' olgusu olmalıdır. Bireyde gerçekleşen ''egemenlik'' olgusu birçok eril davranışı koşullayan bir olgudur. Birçok eril davranışın altını kazıdığımızda, benmerkezci ''egemenlik'' ve ''iktidar'' olgusuyla karşılaşırız. Şakaların yapılış biçimleri ve içerikleri, fikirlerin ifade ediliş biçimleri, bireysel yeteneklerle kurulan ilişkiler, bilgi birikimini paylaşma ve ifade biçimleri, bireylerin güçlü ve zayıf yanlarıyla kurulan ilişkiler, eleştiriyle kurulan ilişkiler gibi sayısız konu ince veya kaba şekillerde üstünlük kurmaya hizmet eden silahlar, taktikler haline dönebilir.
Bu olgu elbette her bireyde kendi özgünlüklerine uygun biçimlere bürünerek açığa çıkar.
Dolayısıyla, bu özgünlükleri açığa çıkarmak ve alışkanlıkları yıkmak için mücadele etmek her bir yoldaşın aynı zamanda kendi payına düşen sorumluluktur. Erkek egemenliğine karşı mücadelede ilk adımlardan biri, mutlaka gerici erkek ittifakına karşı atılmalıdır. Öğretilmiş erkek egemenliğini besleyen en temel kaynaklardan biri gerici erkek ittifakıdır. Gerici erkek egemen ittifakın geniş bir uygulanma alanı vardır. Sıklıkla gerici alışkanlıklara karşı mücadele durumunda açığa çıkar. Bir eleştirinin önemsizleştirilmesi, tiye alınması, verilen bir görevin zayıflatılması gibi çeşitli konularda devreye giren gerici erkek ittifakı, erkek egemenliğine karşı verilen mücadelenin yarattığı devrimci dönüşüm baskısını zayıflatmayı hedefler. Dolayısıyla, bu konuda ilkeli bir tutum takınmak ve bu tür gerici ittifakların bir parçası olmamak, atılması gereken ilk adımdır. Hemen ardından ve ilkine bağlı bir şekilde gelecek ikinci adım ise gerici erkek egemenliğinin ittifak arayışlarına karşı mücadele içerisinde olmak ve kadın iradesinin yanında saf tutmaktır. Ancak bu koşullar sağlanırsa, gerici erkek egemen alışkanlıkların değişim ve dönüşümünde yol kat etmenin önündeki bir takım engeller kalkmış olur.
Bu, oldukça uzun, karmaşık ve kesintisiz mücadele gerektiren bir konudur. Dolayısıyla, bu konu ekseninde iyi donanmakta, bu işin komünist bireyi inşa etmenin önemli dönemeçlerinden biri olduğunu daima hatırlamakta fayda var. Kolektif kadın iradesinin kadın şafağı olarak adlandırdığı iç aydınlanma düzeyini yakalamak için, kavrayışı güçlendirecek birikimi sağlamak önemli bir yerde duruyor. Öğretilmiş erkek egemenliğine karşı mücadelede cins bilinçli kolektif özneleşme olmaksızın eskiyi tekrar etmekten kurtulmanın koşulu yok.
Devrim Göçer

 

 

Arşiv

 

2019
Temmuz Mayıs
2018
Ekim Ocak
2017
Kasım Ağustos
Mayıs Şubat
2016
Eylül Temmuz
Şubat
2015
Aralık

 

Erkek Egemenliğine Karşı Mücadelede Cins Bilinçli Kolektif Özne
fc Share on Twitter

 

 

 Partinin Sesi / Temmuz - Ağustos / Sayı 97

 

Öğretilmiş erkek egemenliği, tarih boyunca göreneklerle, geleneklerle, devlet aygıtları ve aile kurumlarıyla günümüze dek aktarılagelmiş. O kadar derinlere işlemiş, o kadar kanıksanmış ki, davranış ve duygularımızla bağını kurabilmek, buna ikna olabilmek için bir zihniyet dev­ rimi, bireysel iç aydınlanma süreci gerekmekte. Onu değiştirmek ise ancak iyi silahlanılmış uzun bir mücadelenin sonucunda açığa çıkacak başka bir devrimle mümkün.
Hal böyle iken, devrimci değişim/ dönüşümü dışarıdan bir itilimle, kişinin kendinde var olan erkek egemen alışkanlıklara karşı mücadeleyi kendi dışında görerek, bu mücadeleyi yalnızca kadın yoldaşlara havale ederek kurduğu bir ilişki biçimiyle ve ruhuyla sağlamak ne kadar mümkündür? Partide kadın iradesi merkezli yürütülen erkek egemenliğine karşı mücadeleyle bütünlük içerisinde, bir stratejiye bağlı kolektif öznel mücadele yürütülmeksizin, bu sorun karşısında sürekli yerimizde saymaktan öteye geçmenin koşulu var mıdır? Erkek egemenliğine karşı mücadele değil sadece, sorunun öznesi tarafından gereken ilgi ve planlı bir mücadele olmaksızın herhangi bir sorunun çözüme kavuşması mümkün müdür? Kısmi, biçimsel değişikliklerin fazlası bu koşullarda olanaklı olabilir mi? Bu fikrin alt metni, kadınların bu konuya müdahil olmasından duyulan rahatsızlıktan kaynaklı erkeklerin kendi sorunlarını kendilerinin çözmesini istemek gibi basit bir zihniyet değildir. Dikkat çekilmek istenen şey, kolektif özneleşmektir. Bu meseleyle mücadele konusunda yeterince ilgi göstermeyen partinin erkek yarısının bir kısmının, ekonomiyi, sosyalizmi, felsefeyi, politikayı vs. incelemek, öğrenmek için ayırdığı zaman, emek ve çabayı, bizzat öznesi olduğu bir sorunun çözümü için de ayırması gerektiği fikrini pekiştirmektir. Partinin bu konuda gösterdiği hassasiyetle uyumlu bir davranış içerisine girmek şarttır. Komünist erkeğin öğretilmiş erkek egemenliğinden arınmak için mücadele etmek zorunda olduğu, karşılaştığı sorunları çözmekte partinin kadın iradesinin öğretileri ve yön göstericiliği doğrultusunda kendisini birinci derecede sorumlu görmesi gerektiği, günümüz devrimciliğinin bünyesinde gerici bir ''erkek'' sorunu bulunduğunu kavraması gerekir.
Bu meseledeki mücadeleyi yalnızca kadınlara havale ederek, ''kadınlar beni değiştirsin''e denk gelecek, kendi sorumluluklarının farkında olmayan ve duyarlılık göstermeyen bir yaklaşım bir komüniste yakışmayacak derecede sorumsuzca değil midir? Partinin erkek yarısı kadın cephesindeki tüm pratik görevlerden eşit bir şekilde sorumludur. Kendimize soralım: ne sıklıkla dışarıdan bir etkiyle veya etki olmaksızın davranışlarımızın, düşünce ve yaklaşımlarımızın erkek egemenliğiyle bağını sorguluyoruz ve bunu bir iç mücadele konusu haline dönüştürüyoruz?
Karşılaştığımız bu sorunun çözümü için ne kadar zaman ve emek harcıyoruz? Bu, bizim konuya ilgimizin ve özneleşmemizin bir ölçütü olabilir. Sıklıkla farkına varamadığımız davranışlarımızın eleştirilmesiyle karşılaşmak ve neden eleştirildiğimizi dahi zaman zaman anlamamak ise bu
konuya ilgisizliğimizin ve dışarıdanlığımızın bir ölçütü olabilir.
İyi anlaşılması gereken bir konu var burada. Özneleşmekten kast edilen, klasik bir erkek davranışı olan bütün dizginleri ele almak değildir. Doğru özneleşmek partinin kolektif iradesinin işaret ettiği rotaya yüzünü dönmek ve yürüyerek ilerlemektir. Bunun tersi ise sürüklenmek, dirençler göstermek, adeta gösterilen yöne sırtını dönmektir. Bu soyutlanmış ifade, belki ilk bakışta kendimizden uzak ve kendi pratiğimizle pek özdeşleştiremediğimiz bir şekilde görünebilir. Ama bir çok davranışımızı ve tutumumuzu biraz yakından incelediğimizde, soyutlamanın yerini bulduğunu görebiliriz.
Partinin erkek yarısının, 4. kongre sonrası süreçte, her ne kadar gelişme eşitsiz olmuş olsa da, önemli bölümünün öğretilmiş erkek egemenliğine karşı mücadele konusunda komünist kadınların mücadelesiyle, ayaklarını sürüyerek, sürüklenerek, ite kaka ilerlemeye zorlanarak yol kat ettiğini
görmek gerekiyor. Bu anlamıyla sancılı geçen sürecin, erkek yoldaşlarda ancak çok ağır bir gelişme süreci açığa çıkardığı ortadadır. Öğretilmiş erkek egemenliğine karşı mücadelede özneleşmek, artık geçmişte kalması gereken, ayak sürüyerek ve sürüklenerek ilerleme durumunu aşmaktır. Bu aşamayı, bir sıçrama aşaması olarak nitelemek isabetli olur. Bu konudaki sorumluluklarının farkına varıp, aslında bu konunun gelinen aşamada komünist birey olmanın temel sorunlarından biri olduğunu anlamak gerekir.
Erkek egemenliğine karşı mücadelede ana darbenin doğrultusu benmerkezci ''iktidar'' ve ''egemenlik'' olgusu olmalıdır. Bireyde gerçekleşen ''egemenlik'' olgusu birçok eril davranışı koşullayan bir olgudur. Birçok eril davranışın altını kazıdığımızda, benmerkezci ''egemenlik'' ve ''iktidar'' olgusuyla karşılaşırız. Şakaların yapılış biçimleri ve içerikleri, fikirlerin ifade ediliş biçimleri, bireysel yeteneklerle kurulan ilişkiler, bilgi birikimini paylaşma ve ifade biçimleri, bireylerin güçlü ve zayıf yanlarıyla kurulan ilişkiler, eleştiriyle kurulan ilişkiler gibi sayısız konu ince veya kaba şekillerde üstünlük kurmaya hizmet eden silahlar, taktikler haline dönebilir.
Bu olgu elbette her bireyde kendi özgünlüklerine uygun biçimlere bürünerek açığa çıkar.
Dolayısıyla, bu özgünlükleri açığa çıkarmak ve alışkanlıkları yıkmak için mücadele etmek her bir yoldaşın aynı zamanda kendi payına düşen sorumluluktur. Erkek egemenliğine karşı mücadelede ilk adımlardan biri, mutlaka gerici erkek ittifakına karşı atılmalıdır. Öğretilmiş erkek egemenliğini besleyen en temel kaynaklardan biri gerici erkek ittifakıdır. Gerici erkek egemen ittifakın geniş bir uygulanma alanı vardır. Sıklıkla gerici alışkanlıklara karşı mücadele durumunda açığa çıkar. Bir eleştirinin önemsizleştirilmesi, tiye alınması, verilen bir görevin zayıflatılması gibi çeşitli konularda devreye giren gerici erkek ittifakı, erkek egemenliğine karşı verilen mücadelenin yarattığı devrimci dönüşüm baskısını zayıflatmayı hedefler. Dolayısıyla, bu konuda ilkeli bir tutum takınmak ve bu tür gerici ittifakların bir parçası olmamak, atılması gereken ilk adımdır. Hemen ardından ve ilkine bağlı bir şekilde gelecek ikinci adım ise gerici erkek egemenliğinin ittifak arayışlarına karşı mücadele içerisinde olmak ve kadın iradesinin yanında saf tutmaktır. Ancak bu koşullar sağlanırsa, gerici erkek egemen alışkanlıkların değişim ve dönüşümünde yol kat etmenin önündeki bir takım engeller kalkmış olur.
Bu, oldukça uzun, karmaşık ve kesintisiz mücadele gerektiren bir konudur. Dolayısıyla, bu konu ekseninde iyi donanmakta, bu işin komünist bireyi inşa etmenin önemli dönemeçlerinden biri olduğunu daima hatırlamakta fayda var. Kolektif kadın iradesinin kadın şafağı olarak adlandırdığı iç aydınlanma düzeyini yakalamak için, kavrayışı güçlendirecek birikimi sağlamak önemli bir yerde duruyor. Öğretilmiş erkek egemenliğine karşı mücadelede cins bilinçli kolektif özneleşme olmaksızın eskiyi tekrar etmekten kurtulmanın koşulu yok.
Devrim Göçer