Parti Ve Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!

Komünist Gençlik Örgütü
 
Komünist Kadın Örgütü
   
Fakirlerin Ve Ezilenlerin Silahlı Kuvvetleri
 
Kürdistan Örgütü

 

 

     Güncel

06.06.19 / Yenilenen Seçim Yenilenemeyen Açmazlar

 

Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da 31 Mart'ta gerçekleşen yerel seçimler, çok yönlü ve uzun süreli derin bir krizden geçen, Erdoğan liderliğinde tek adamın şefliği biçimine evrilmiş faşist diktatörlüğün toplumsal meşruiyet yoluyla kırılganlığını azaltma adına önemli bir dönemeci ifade ediyordu. Türkiye son 5 yılda 8 seçim geçirdi. Ancak bunların hiçbiri rejimin yapısal krizlerini çözmedi, üstüne 2013'ten beri mevcut sermaye birikim modelinin tıkanmasıyla adım adım belirginleşen ekonomik krizin ertelenmesi sebebiyle daha da ağır yaşanması sonucunu doğurdu.

DEVAMI


04.06.19 / KKÖ Temsilcisi Hivron Razmuhi: Özgürlüğe Kanat Açanlara Selam Olsun!

Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) 6. Kongresini ve Komünist Kadın Örgütü de 2. Konferansını gerçekleştirdi. KBDH Genel Konsey Üyesi Komünist Kadın Örgütü Temsilcisi Hivron Razmuhi, gerçekleştirdikleri 2. kongrenin ardından bir röportaj gerçekleştirdi. Kadın konferansının hangi koşullarda toplandığı, programatik olarak ne tür değişiklikler yapıldığı ve kadınların mücadele önceliklerine dair düşüncelerini aktardı. Kadınların Birleşik Devrim Hareketi'nin (KBDH) Genel Konsey Üyesi ve KKÖ Temsilcisi Hivron Razmuhi'nin sorulara verdiği yanıtlar şu şekilde:


Kadın özgürlük mücadelesi yoğun bir süreçten geçerken 2. Konferansınızı gerçekleştirdiniz. KKÖ 2. Konferansına giden süreci ve kadın özgürlük mücadelesinin geldiği aşamayı değerlendirebilir misiniz?


Bu dönemde kadınlar toplumsal mücadelelerin asli özneleri olurken aynı zamanda kendi talepleriyle öne çıktı. Gelişen kadın hareketi, bir isyan hareketi olarak büyüyor. Birinci konferansımızı topladığımız dönemden itibaren İran'dan Amerika'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada erkek egemen, homofobik kapitalist sistemin cinsiyetçi politikalarına karşı kadın hareketi sokaklardaydı. Aynı zamanda erkek egemen kapitalizme, yoksulluğa, açlığa, ırkçılığa, militarizme, faşist rejimlere ve sömürgeciliğe karşı işçi sınıfı ve ezilenlerin isyanlarının, devrimlerin, ayaklanmaların işaret fişekleri, buzkıran rolü oynayan cesaret sembolleri, kararlı öncüleri oldular. Kadına dönük toplumsal ve erkek şiddetinin sistemli olarak artışına tanık olurken kadınların cins bilincinin gelişmesine paralel özsavunma haklarını kullandıklarını gördük. Türkiye'den Hindistan'a, İtalya'dan Almanya'ya bunun örnekleri açığa çıktı. Rojava devrimimize dönük politik, askeri kuşatma, işgal saldırısına karşı savunma savaşı devam ederken kadın düşmanı faşist DAİŞ çetelerine yenilgiler yaşatıldı.

Bir yandan da devrimin inşa süreci devam etti. Rojava devrimimiz kadın hareketi için bir ilham kaynağı olmaya, eşitlik ve özgürlük mücadelesinde denizci feneri olarak yol göstermeye devam ediyor.


Bu dönemde faşist AKP, Erdoğan şahsında faşist şeflik rejimi biçiminde yeniden örgütlendi. Toplumun politik İslamcı ideoloji etrafında restorasyonuna yöneldi. Cinsiyet çelişkileri derinleştirildi. Kazanılmış haklarının tasfiyesiyle birlikte kadının cinsel evsel köleliğinin pekiştirilmesi için aile kurumu güçlendirildi. Kadınlar, Türkiye ve Kürdistanda bu saldırıları sokakta göğüsledi. Siyasette özneleşen kadınlar üzerinde faşist şeflik rejimi devlet terörünü, zulmünü arttırırken kadınlar, siyasetin dışına itildi. Bu süreçte kadın gerilla bedenlerine dönük cinsiyetçi saldırılar hızını kaybetmedi. Tüm bu saldırılar karşısında kadınlar bir adım dahi geriye çekilmeden politik mücadelenin gerek silahlı gerekse de başkaca alanlarında var olmaya devam ettiler.


Dünyada kadın emeği ve bedeni üzerindeki erkek egemen baskı ve sömürü artarken, kadının yoksullaşması derinleşti, cinselliği üzerinden dünyada seks endüstrisinin geliştirildiği bir dönem oldu. Dünya kadın hareketi, 2019 yılını, 8 Mart'ta gerçekleştirilen kadın grevi hazırlıklarıyla geçirdi. Kadın özgürlük mücadelesinin politik takvimsel günleri olan 8 Mart ve 25 Kasım ise her yıl bir öncekinden farklı olarak yaygınlığı, kitleselliği, militanlığıyla dikkat çekici düzeyde gelişti. Komünist kadınlar olarak Türkiye'den Kuzey Kürdistan'a, Rojava'dan gerilla alanlarına ve Avrupa'ya kadar bu sıcak direniş günlerinin öznesi olarak konferansımızı örgütledik.


Konferansımız kadın devriminin politik gündemleri olarak ele aldığı bu başlıkları, homofobik, erkek egemen kapitalizme, faşist AKP rejimine karşı kadın kitlelerini örgütlemenin olanaklarına çevirmenin zorunluluğuyla tartışmalarımızı yürüttük. Ezilen kadın cinsini kadın devriminin öznesi olarak cinsiyetçi kapitalist sisteme karşı yıkıcı bir güç olarak örgütlemede sorunlarımızı tartışırken bunun çözümlerine dairde perspektifler geliştirdik. Bu doğrultuda da önümüze görevler aldık.


Konferansınız ve partinizin kongresiyle birlikte programınıza yansıyan bir dizi değişimler olduğu görülüyor. Kadın devrimi fikri, programınızda nasıl yer aldı?


21. yy kadın devrimleri yüzyılı olduğu tespitimize bağlı olarak kadın devrimimizin, teorik, ideolojik, politik gündemlerine dönük tartışmalar yürüttük ve cüretli kararlar aldık. 21. yüzyılda emperyalist kapitalist düzene, gerici faşist rejimlere, burjuva iktidarlara karşı gerçekleşecek demokratik, halkçı ve sosyalist devrimlerin aynı zamanda birer kadın devrimi olarak gelişeceğini, kadınların katılımının iktidar gücü haline gelmesiyle birlikte ayaklanmaların ve zaferlerin yaşama şansı bulacağı tespitlerine ulaştık. Bu tespitlerimiz devrim programımıza yansımaları oldu.


Kadın devrimi belirlemesi bize ait olmasa da komünist kadınların öncülüğünde komünist partinin devrim programında yer alması bir ilktir. Programımızda stratejik önemi vardır, politik, ideolojik mücadelemize yön vermesi yanıyla ayırt edicidir. Böylece, kadın devrimini teorik bir söylem olmaktan çıkarıyoruz. Dolayısıyla kadın devrimimizi, bugünü ve geleceği kapsayan hedef ve görevleriyle birlikte toplumsal ve kadın özgürlük mücadelemize yön veren canlı, dinamik biçimde ele alıyoruz. Konferansımızdaki tartışmalarımız ve perspektiflerimizle birlikte partimizin 6. kongresinde; kadın devrimi, kadın kurtuluşunun devrimci programı olarak kabul edildi. Ezilen cins ile ezilen sınıfın ittifakının birleşik devrimde karakter kazanacağını belirledi.


Bu tespitler doğrultusunda konferansımız ve parti kongremizde yürütülen tartışmalarla antifaşist, antiemperyalist, anti-sömürgeci, cins özgürlükçü demokratik devrim programımızda; "Türkiye ve Kürdistan Halk Cumhuriyetleri Birliği'nde kadınlar iktidarın eşit ve bağımsız ortağı olacaktır" diye karar altına aldı. Bu kararı da, "Halk Cumhuriyetleri Birliği'nin bütün kurumları toplumsal cinsiyet eşitliği ve eş temsiliyet ilkesine göre kurulacak ve işletilecektir" kararıyla da güvencelemiştir. İkili iktidar, ikili yönetim biçimi olarak formüle ettiğimiz bu durum devrimin politik örgütünde de hayat bulmasının gerekliliği kararlarına gidildi. "Yeni toplum inşasının, kadın özgürleşmesi çizgisinde gerçekleşmesinin güvencesi olarak" gören kongremiz; programda bu, "kadınlar kendi toplumsal yapılanmasını bağımsız biçimde de örgütleyecek, bütün kurumlarda eş temsiliyete ek olarak, işçi-emekçi kadın meclisleri birliği kurulacak, kadın ordusu ve milisi oluşturulacak, cinsel suçlar için kadın ve lgbti+'lardan oluşan özel mahkemeler kurulacaktır" biçiminde yer almıştır.


Kadın cinsinin köleleştirilmesinin özel mülkiyetle birlikte geliştiği tespitlerimiz, partimizin kuruluşundan itibaren teorik ve politik belirlemelerimize yön vermiştir. Cinsiyetçi sömürünün tarihin gelişim sürecinin bir aşamasında heteroseksist bir karakter kazandığı tespitlerimizde 2. Konferans tartışmalarımızın sonucu olarak programımızda yer aldı.


LGBTİ+'lara dönük alınan kararlar ve yenilikleri değerlendirebilir misiniz?


Devrim programımızdaki formülasyonlardan biri şöyledir: "LGBT+'ların söz, eylem, örgütlenme hakları güvencelenecek, homofobi, transfobi ve heteroseksizme, nefret söylemine karşı sistemli ideolojik ve siyasi mücadele verilecek, heteroseksist suçlarda ceza artırımı uygulanacaktır."


LGBTİ+ hareketine dair teorik, politik düzlemde yürüttüğümüz tartışmaların sonucuna bağlı olarak kadın devrimimizin yedek değil özne gücü olarak gören bir anlayış düzeyine erişmiş olduk. Bu komünist hareketin bugüne kadarki gerek teorik, gerekse programatik düzeyi bakımından geldiği eşiği ifade ediyor. Konferansımız aynı zamanda kadınların siyasi yapılanmalar içindeki temsiliyet sorunlarını da tartıştı. Bu eksende kota, eştemsiliyetle kadınların özneleşmesi, iradeleşmesi pratiklerini inceledi. Komünist partiler tarihinde bir ilk olan sekreterlik kurumu yerine eşbaşkanlık uygulamasına gidildi.

Komünist kadınların komünist parti içindeki temsiliyeti böylesi merkezi, stratejik bir temsiliyet düzeyine ulaşmış oldu. Bunlar, komünist kadınların özgürleşme eşiği, mücadele kararlılıkları, teorik gelişkinliklerinde geldiğimiz düzeyi yansıtıyor. Bu komünist kadınların ve komünist partinin KÖM'de biriktirdiklerimizle birlikte kadın devrimini inşa etme mücadelesinde elde ettiği düzey kazanımların bir sonucu olmuştur.


Orta Doğu başta olmak üzere son süreçte birleşik kadın özgürlük mücadelesi açısından bir ivme yakalanmış durumda. KKÖ olarak hem erkek egemen zihniyete hem de kapitalist sisteme karşı önümüzdeki süreçte birleşik mücadele ekseninde ne gibi çalışmalarınız olacak?


Kadın isyanını büyütme, kadın özsavunmasını geliştirme, birleşik kadın hareketini yükseltme görevi ve olanağı düne göre daha fazla oluşmuş durumda. Bu döneme baktığımızda kadınların politik-askeri ittifak zemininde bir ilk anlamına gelen KBDH kurulmuştur. Örgütlenme, kadın kitleleri içinde çeşitli biçimde örgütlerini yaratma, kurma sorunları çözülmeyi bekliyor. Kadınların fiili meşru mücadele temelinde, geliştirdiği inisiyatif, platform, komite vb. eksendeki araçlarıyla faşist rejimin cinsiyetçi politikalarına karşı ortak mücadeleyi büyütme zeminini oluşturuyor. Bu zemini politik örgütsel bir güce dönüştürme ihtiyacımız var. Bunun içinde öncü adımlara gereksinim duyuluyor. Tek tek kadınların uygulamasında açığa çıkan ve geniş bir kadın kesimini de kapsayan erkek egemen şiddete karşı özsavunmanın meşruluğuna dair bilinç gelişiyor. Öncü kadınlara, komünist kadınlara düşen, bu bilinci örgütlü zemine dönüştürme görevleri durmaktadır. Bu temelde kadın özsavunma komiteleri, kadınların antifaşist komiteleri, erkek şiddetine isyan komiteleri, yoksulluğa karşı komiteler, vb. adına ne denirse densin ister yarı askeri, ister esnek örgütlülükler oluşturmak önceliklerimiz arasında olmalıdır. Okullar, mahaller, fabrikalar, sokaklar yani kadınların yaşam alanları bu örgütlülükleri kuracağımız, inşa edeceğimiz yerler olmalıdır.


Emperyalizm koşullarında kadınlar birbirinin deneyiminden öğrenerek ilerliyor. Kapitalizme, erkek egemenliğine karşı gelişen mücadele biçimlerini ortaklaştırmayı, kadın grevi deneyimleri gibi birleşik mücadele eksenli ortak gündemler etrafında direnişleri çoğaltmak kadın hareketinin gündemleri arasında yer almalıdır. Bunun yanında Sudan gibi, Cezayir gibi nerede kadınların kazanımları varsa küresel kadın hareketinin zemini bakımından değerlendirip dayanışma hareketlerini çoğaltmak gündemlerimiz arasında yer almalı.


Rojava devrimi etrafında oluşturulacak enternasyonalist kadın dayanışmasını yaratmak, büyütmek devrimin kadın kazanımlarını güvencelemek görevi kadar Rojava devrim deneyimlerini dünya kadın hareketine taşımak, anlatmak da komünist kadınların önündeki görevi olmalıdır.


Rojava kadın devrimi 8. yılında bütün işgal ve tehditlere karşı mücadelesini sürdürüyor. Rojava kadın devriminin sorunları nelerdir ve bu sorunlara çözümleriniz ne olacaktır?


Büyük kahramanlıkla savunduğumuz Efrîn, çeteci, sömürgeci güçlerin işgali altındadır. Rojava'nın diğer bölgelerine dönük bu tehdit vardır. Efrîn'in çetelerden temizliği kadın özgürlükçü, eşitlikçi temelde gelişen devrimimizin kazanımlarını korumak, önemli bir yerde durmaktadır. Bu temel ihtiyaç doğrultusunda da başta kadınlar olmak üzere Rojava halklarının özsavunma bilincini yükseltmek, özsavunmayı pratikleştirmek devrimin savunma gücü haline getirmek görevlerimiz kapsamındadır. Rojava devrimi etrafında geliştirilecek dayanışma pratikleri kadar, devrimin bölgesel bir devrime yayılması mücadelesini geliştirmekte bir o kadar güncel ve gereklidir.


Diğer yandan devrimimiz olmakta olan bir devrimin sorunlarını yaşamaktadır. Yeni toplumsal yapının inşa sürecindedir. Devrimimizin inşa görevleri bakımından; kadın özgürlükçü, eşitlikçi yaklaşımla toplumsal yapının değişimi, eskiye ait olan anlayış ve yaklaşımların yıkılıp cins eşitlikçi-özgürlükçü temelde inşasına dair görevler olarak tanımlayabiliriz. Bu mücadelenin Rojava devriminin güvencesini sağlamak anlamında önemi vardır. Toplumsal cinsiyetçi rollere karşı mücadele, gerek politik, gerekse ideolojik mücadelenin konusu olmaya devam edecektir. 23 Martta ölümsüzlüğe uğurladığımız Baran Serhat yoldaşın sözüyle belirtmek gerekirse Rojava devriminin evlere girmesi, aile kurumu içindeki cinsiyetçi iş bölümünün, rollerin alt-üst olmasını sağlaması gereklidir.


Leyla Güven öncülüğünde başlayan açlık grevleri, ölüm oruçları zafer ile sonuçlandı. Bu süreç tülbentli annelerin öncülüğünde kadın direnişi yeni bir ivme kazandı. Bu ivme önümüzdeki süreçte nereye evrilmelidir?


Öncelikle başta Leyla Güven olmak üzere direnişin içinde yer alanları  ve beyaz tülbentleri direnişin simgesi haline gelen annelerimizi selamlıyorum ve fedai eylem yapan devrimcileri de saygıyla anıyorum.


Leyla Güven öncülüğünde başlayan SAG ve ÖO direniş sürecinde kadın iradesine dikkat çekmek yerinde olacaktır. Seçilmiş bir vekil, politik kadın ve anne olarak tecrit saldırısına karşı barikat olmak için öncü bir çıkış gerçekleştirdi. Bu eylemdeki direniş bayrağı binlerce PKK-PAJK'lı tutsağın ve onlarla birlikte yol arkadaşlığını büyüten MLKP/KKÖ'lü yoldaşlarla birlikte devrimci tutsakların ellerinde büyüdü. Politik bir kadının öncülüğünde gelişen direniş bu yanıyla da tarihe kayıt düşmüştür. Direniş SAG ve ÖO bitirilmesine rağmen tecrite karşı mücadele yeni araçlar ve biçimlerle devam edecektir/ etmelidir. Bu direniş başlarken de söylendiği gibi tek başına tecritle ilgili bir direniş değildi. Bu faşist saray rejiminin geliştirdiği saldırılara karşı barikat olma eylemi kadar dışarıdaki politik öncüye de, ‘bedel kapılarından geçilerek' yürünmesi gerektiğini hatırlatan yönü vardı. Bu direnişin başarısı birleşik mücadele yoldaşlığıyla sağlandı. Bu direnişi rejimde sarsıntıya dönüştürmenin olanağına dönüştürmeliyiz.


Kadınlara mesajınız nedir?


Ezilen kadın kitleleri içinde kök salmalıyız. Örgütlülüğümüzü geliştirerek direnişi kararlıca büyütmeliyiz. Özellikle genç kadınların cinsiyetçi faşist AKP rejimine karşı öfkesini örgütlemek önceliğimiz olmalıdır. Faşist rejim yeni gezi ayaklanmalarından korkmakta haklı. Yeni geziler, aynı zamanda kadınların ayaklanması, isyanıyla vücut bulacaktır. Bunun oluşumunu kendiliğinden bekleyemeyiz. Güncel gelişmeler ve tarihin akışı biz komünist kadınların daha örgütlü, hazırlıklı olmasını gerektiriyor. Ve yine devrimler tarihi, kadınların kendi örgütlülüklerini kuramadıklarında öznesi olmak yerine geleneksel rollerine sıkıştıklarını bize göstermiştir. Bunun için ezilen emekçi kadınlar, genç kadınlar içinde komünist kadınlar dal budak salmalı. Kadın özsavunma gücünü, milis, özsavunma komiteleri, birleşik kadın milis gruplarını vb. yarı askeri tarzda örgütlenmelerle sürdürülmeli. Bunların örgütlenmesi elbette büyük bir sabır, emek, irade istiyor. Ve bedel kapılarından geçmeyi gerektiriyor. Ünlü sözdeki gibi "Ya bir yol bulacağız, ya da bir yol açacağız." Kazancakis'in sözünü hatırlamak gerekirse "İnsan uçurumun kenarına varmadan kanatlanamaz." Kanatlanmak özgürleşmektir, özgürleşmek içinde uçurumun boylarında olmayı gerektiriyor. Uçurumun boylarında yaşayan, özgürlüğe kanat açanlara selam olsun!


04.06.19 / Yunanistan Eylem Birliği Platformu'dan Kamuoyuna

Kamuoyuna


Yunan devleti son süreçte Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimcilere yönelik baskı ve saldırılarını artırmış durumdadır. Bu baskı ve saldırılar, göçmenlik karşıtı politikalarla birlikte ele alınmaktadır. Türkiye-Yunanistan sınırını "yasadışı geçtikleri" gerekçesiyle mültecilere yönelik şiddet ve işkence uygulamaları ve Türkiye'ye iade etme haberleri basında yer almaktadır. Yine mülteciler, toplama kamplarında son derece gayri insani koşullarda tutulmakta, kadın ve çocukların taciz edildiği haberleri gelmektedir.


Özellikle faşist TC devletinin baskı, tutuklama ve işkence saldırısı nedeniyle Türkiye'yi terk edip, Yunanistan'a geçen ve politik kimlikleri açık olan kişilerin, Yunan polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra, kendi yasalarına dahi uymayarak yasadışı bir biçimde Türkiye'ye iade edilmeleri gündemdedir. Bu politik mülteciler, iade edildiklerinde TC güçlerince baskı ve işkenceye maruz kalmaktadır. TC mahkemeleri tarafından tutuklanmakta, uzun yıllara varan hapis cezasıyla tehdit edilmektedir.


Bütün bu pratikler İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün açıklamalarına konu olmaktadır. (https://www.hrw.org/tr/news/2018/12/18/325340). Yapılan açıklamada Meriç nehri üzerinden Türkiye'ye 24 ayrı yasadışı geri itme vakasının yaşandığı bildirilmektedir. Maskeli Yunan polisinin ya da belirgin armaları olmayan üniformalar giymiş maskeli kişilerin; göçmenleri ve sığınmacıları, darp edip işkence uyguladığı, paraları ve kimlikleri başta olmak üzere kişisel eşyalarına el koyarak, elbiseleri ve ayakkabılarını alıkoyarak, Türkiye'ye iç çamaşırlarıyla geri yolladıkları açıklanmaktadır.


Yunan sınırında polisin ve çetelerin bu insanlık dışı ve sistematik saldırılarına karşı aile ve dostlarına yardımcı olmaya çalışan insanlar, bu seferde Yunan devletinin "kaçakçılık" suçlamalarına maruz bırakılarak hapsedilmekte ve uzun yıllara varan hapis cezaları tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadırlar.
Yine politik kimlikleri açık olmasına rağmen devrimciler sahte suçlamalarla tutuklanmaktadır. Son olarak iki devrimci, Abdullah Gürlek ve Vedat Yeler, 13 Şubat'ta gözaltına alınmışlar ve tutuklanarak Komotini Hapishanesi'ne konulmuşlardır. Ve halen tutsak durumdadırlar.


Yunan devleti tarafından uygulamaya konulan bu politikaların dünya genelinde ve Avrupa ülkeleri özelinde yükselen ırkçı, faşist, göçmen karşıtı politikalardan bağımsız olmadığı açıktır. Avrupa ülkeleri, her fırsatta TC ve "Faşist Erdoğan diktatörlüğü"nden bahsetmekte ancak bu pratikleriyle faşizmin baskı, işkence ve hapsetme politikalarına ortak olmaktadır.


Yunan devleti ve Syriza hükümeti, göçmenlere, Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimcilere yönelik uygulamaya koyduğu bu politikalara derhal son vermelidir. Göçmenlere yönelik uygulanan şiddet, işkence, geri iade etme ve gayri insani koşullarda tutma pratiklerinden vazgeçilmelidir. Özellikle politik kimlikleri açık olan ve iltica talebinde bulunan kişilerin yasadışı bir şekilde TC devletine geri iade edilmesi durdurulmalıdır. Politik kimlikleri açık olan devrimcilerin tutukluluğuna son verilmeli ve derhal serbest bırakılmalıdır.

 

Göçmenlere Uygulanan Politikalara Son!
Yasadışı Geri İadeler Durdurulsun!
Bütün Politik Tutsaklara Özgürlük!
Yaşasın Devrimci Dayanışma!

 

Yunanistan Eylem Birliği Platformu Türkiye/Kürdistan
DKP, PKK, MKP, MLKP, TKP-ML


Haziran 2019



31.05.19 / Mayıs Şehitleri Anıldı

Almanya'nın Köln kentinde devrimci gençlik örgütleri Mayıs ayı şehitlerini andı.

Saygı duruşu ile başlatılan anmada, Haki Karer'in yaşamı hakkında bilgi verildi, "O'nun yaşamı da şehadeti de militanlığın ve yoldaşlığın ölçülerini oluşturmuştur" denildi. Konuşmaların devamında 1995 yılında Gazi Direnişi'nin komutanı Hasan Ocak ve Gezi isyanında kırmızı fuları ile simgeleşen Ayşe Deniz Karacagil anlatıldı.

Daha sonra yapılan konuşmalarda 70 ve 80'li yıllarda Almanya ve Filistin'de faaliyet yürüten RAF (Kızıl Ordu Fraksiyonu) kurucularından Ulrike Meinhof, anlatıldı.

3 Mart 2018'de Efrîn Çağın Direnişi'nde şehit düşen ve şehadeti yeni açıklanan YPJ savaşçısı Nuda Çiya (Şehrîban Yıldız) de aile adına yapılan konuşmayla anıldı, "Çok genç yaşta büyük mücadeleler verdi, O'nun şahsında tüm şehitlerimizi saygıyla anıyorum" denildi.


27.05.19 / Ferzad Can: Direniş Gençliğin Sesi Soluğu Olmalıdır

HBDH Yürütme Komitesi üyesi ve MLKP komutanı Ferzad Can, Mayıs ayı, '68 Gençlik hareketini ve günümüz gençliğini üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Bilindiği gibi Mayıs ayı içerisinde onlarca gençlik önderi faşist rejim tarafından katledildi. Bu mayıs ayıyla beraber yine birçok alanda Devrimci Önder Kahramanlar çeşitli etkinliklerle anıldılar. Sizler bu devrimci mirasın takipçileri olarak bu yılki anmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu önderleri olan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın Ankara'da, 12 Mart faşist askeri rejimi tarafından 6 Mayıs 1972'de idam edildiler. 30 Mart 1972'de Kızıldere'de Mahir Çayan ve arkadaşlarının, tüm bu şahadetleri engellemek üzere geliştirdikleri eylem içerisinde katledildiklerini görüyoruz. 31 Mayıs 1972'de Sinan Cemgil ve arkadaşlarının da Nurhaklarda, faşist orduyla girdikleri çatışmada kahramanca şehit düştüler. Yine 18 Mayıs 1973'te TKP-ML önderi İbrahim Kaypakkaya'nın Dersim'de yaralı yakalandıktan sonra Diyarbakır işkencehanesinde işkenceyle katledildiğini çok iyi biliyoruz.

13 Mayıs 1974'te Saddam Hüseyin diktatörlüğünün Güney Kürdistan'da yiğit devrimci Leyla Kasım ve dört arkadaşını, tıpkı 12 Mart faşist askeri darbesinin THKO önderlerine yönelik geliştirdiği katliam gibi idam etmiştir.

Haki Karer yoldaş, Türk Kontrgerillasının planlı ve örgütlü bir saldırısı ile 18 Mayıs 1977'de Antep'te şehit olmuştur. 17 Mayıs 1982 dörtlerin eylemi olarak tanımladığımız Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin, ve Necmi Öner yoldaşlar Amed zındanında T.C faşizmine karşı direnerek şehit olmuşlardır.

9 Mayıs 2017 günü, Rojava'da DAİŞ faşizmine karşı geliştirilen Rakka'yı özgürleştirme hamlesi içerisinde DKP-BÖG'ün önder militanlarından Ulaş Bayraktaroğlu yoldaşın şehit düştüğünü biliyoruz.

DEVAMI


28.05.19 / "Bu Zafer, Yeni Zaferlerin Müjdecisi Olacak“

 

MLKP dava tutsakları, kürt halk önderi Abdullah Öcalan'a yönelik tecridin kaldırılması için yapılan ve zaferle sonuçlanan açlık grevi ve ölüm orucu direnişine ilişkin açıklama yaptı:

„Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için başlatılan açlık grevi ve ölüm orucu direnişimiz zaferle sonuçlandı. 

Leyla Güven öncülüğünde başlaan bu direniş can bedeli büyümüş; Zülkuflerin, Medyaların, Yoncaların feda ruhuyla; ak tülbentli analarıımızın kararlığı ve binlerce tutsağın direnciyle bu günlere kadar gelmiştir. 
 
Üç mevsim süren bu kararlı zindan direnişi hapishane önlerinden sokaklara yayılmış, umutsuzluğa karşı direnişe klavuzluk edenlerin iradesiyle büyümüş ve kazanılmıştır. 
 
Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) dava tutsakları olarak bizler; terit karşıtı mücadelenin öznesi olarak konumlanmayı tarihsel bir sorumluluk olarak gördük ve mütevazi ancak tereddütsiz bir şekilde bu direnişin bir parçası olduk. Bu direnişin ve zaferin parçası olmaktan onur ve mutluluk duyuyoruz. 
 
Ezilenlerin tarihinde yerini alan bu zaferin, faşizme karşı yeni direniş ve zaferlerin de mayası olacağına inanıyor; içerde ve dışarıda bu iradeyi büyütenleri selamlıyoruz."


Arşiv



  Sayfa 12345678
 

 

KKÖ



SöYLEşİLER



 

 

 

PARTİNİN SESİ



MERKEZ KOMİTE